İlmihal Kategorileri

Zekatın Farz Kılınmasındaki Hikmet

ZEKATIN FARZ KILINMASINDAKİ HİKMET

       Zekatın farz kılınmasındaki hikmet pek mühimdir ve herkesçe âdeta apaçıktır. Bir hadis-i şerifte:

“Mallarınızı zekat ile koruyunuz, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi ediniz, bela dalgalarını dua ile, niyaz ile karşılayınız” (Beyhaki; Şüabü'l-İman; 3/282; No:3557, Beyhaki, es-Sünenü'l-Kübra, 5/230, No:6689, Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, 10/128, No:10196, El-Mu'cemü'l-Evsat, 2/274, No:1963)

buyrulmuştur.

       Demek ki, zekat sayesinde servet korunmuş olur. Sadakalar maddi ve manevi hastalıklara birer ilaç mahiyetinde bulunur. Gerçekten zekat ve sadaka verenlerin mallarında, canlarında bir feyiz ve bereket, bir sıhhat ve âfiyet yüz gösterir, bunun çok üstünde olarak da kendileri Hak Teâlâ’nın rızasını kazanıp nice manevi mükafatlara nail olurlar, nice manevi tehlikelerden kurtulurlar.

       Zekatın her bakımdan bir çok faydaları vardır. Bir kere malumdur ki, kalplerde pek fazla yer tutan bir mal ve servet sevgisi insanı yüksek duygulardan mahrum eder, insanı bazen fena hareketlere sürükler. Zekat sayesinde ise, kalbin bu zararlı duygusuna meyillerine mukavemet edilmiş, nefis cimrilikten temizlenmiş, mal başkasının hakkından tasfiye edilmiş, insanda şefkat, hayırseverlik, başkalarını düşünmek gibi yüksek duygular vücuda gelmiş olur.

       Sonra zekat toplumun huzuruna, refahına, dayanışmasına sebeptir. Yoksulları, âcizleri kendi servetinden faydalandıran bir zengin cemiyetin en sevimli ve en değerli uzvu sayılır, fakirlerin, muhtaçların elemlerini azalttığından onların övgülerine muhabbetlerine, duâlarına nail olur, serveti de hain ve hırslı gözlerin dikilmesinden emin bulunur. Artık böyle birbiri hakkında hayır düşünen, merhametli olan duâcı bulunan bir cemiyet arasında güzel bir âhenk vücuda gelmiş olmaz mı!

       Bir de zekat vermek, güzel bir akidenin, inancın eseridir. Böyle bir akideye sahip olan kimse, mensup olduğu cemiyet için zarardan beri, bilakis pek faydalı bir insan demektir. Çünkü kendi malından bir kısmını sırf ALLAH Teâlâ’nın rızası için ayırıp fakir olan din kardeşlerine veren ve karşılığında onlardan hiçbir şey gözetmeyen böyle bir insan artık çevresine faydalı olmaz mı? Artık kendisine ait olmayan şeylere göz dikip başkalarının zararlarına hareket eder mi? Başkalarının ellerindeki mallara saldırır mı?

       Bununla beraber zekat bir şükran vazifesidir. Zekat veren bir müslüman düşünür ki, “Elde ettiğim bu servet, bana Hak Teâlâ’nın bir ihsanıdır. Bir çok insanlar daha güçlü, kuvvetli, daha bilgili oldukları halde bu servetten mahrum bulunuyorlar. Bu sebeple bana ikram ve ihsanı sonsuz olan yüce ALLAH’ın bir lütuf ve ihsanı olan bu servetin şükrünü îfa etmek lazım gelir. İşte bu şükür vazifesi, farz olan bu zekatı ödemekle yerine getirilmiş olur.

       Şu da düşünülmelidir ki, bir şahsın elde ettiği servette onun mensup olduğu çevrenin bir çok tesiri vardır. Eğer o, böyle bir çevrede yaşamamış olsaydı bu servete nâil olabilecek miydi? İşte bu da bir nimettir. Bu nimete karşı şükür de o çevredeki yoksul, perişan insanlara yardım etmekle meydana gelir. Zekat ve sadaka verilmesi ise, böyle bir yardımdan ibarettir.

       Özetle bugün zekat, müslümanlara mahsus, fevkalâde insanî bir vazifedir. Zekat verenler, ALLAH Teâlâ’nın sevgili, hayırlı kulları sayılmaya lâyıktır. Ne mutlu bu güzel vazifeyi yerine getirenlere.