İlmihal Kategorileri

Yeyip İçme Miktarı ve Bunların Adabı

YENİLMELERİ VE İÇİLMELERİ HELÂL OLUP OLMAYAN ŞEYLER

       Eşyada yenilip ve içilmek itibarıyla asıl olan mübah olmaktır. Bütün eşya, esasen insanların istifadeleri için yaratılmıştır. Bu sebeple aslında temiz olan, akla ve sıhhate zararlı olmayan bir kısım hayvan etleri, buğday, arpa, pirinç gibi hububat denilen şeyler, sebzeler, meyveler, sıvılar helâldir. Bunlar yenilip içilebilirler.

       Fakat bazı şeyleri yeyip içmek, insanlara zararlı, hikmet ve maslahata aykırı olduğu için müslümanlıkta haram kılınmıştır.

       Hayvanlardan tabiatıyla pis olanların, dişleri ile veya tırnakları ile kendilerini müdafaa edip başkalarına saldıranların etleri haramdır.

       Bitkilerden insanı öldüren veya aklını gideren, vücudu zehirleyen veya herhangi bir şekilde sıhhate zararlı olan şeyleri yemek haramdır. Meselâ afyon, haşhaş, esrar gibi sarhoşluk veren, aklı bozan şeyleri yemek caiz değildir. Bunlardan sarhoş olanlar hakkında (İslâm ahkâmına göre) tazir cezası lâzım gelir. Tazir ise, yetkili hakim tarafından yapılacak hapis, dövme, azarlama, ikaz gibi cezalardır.

       Sıvılardan vücuda zararlı olanları, insana sarhoşluk verenleri içmek haramdır. Çünkü sarhoşluk veren bir sıvının azı da, çoğu da müçtehidlerin çoğuna göre haramdır. Nitekim bir hadîs-i şerifte:

“Çoğu sarhoşluk veren bir şeyin azı da haramdır.” (Ebu Davud; Eşribe: 5; No:3681; 2/352, Tirmizi; Eşribe:3; No:1865; 4/292, Nesâi; Eşribe:25; No:5607; 8/300, İbn-i Mace; Eşribe:10; No:3393; 2/1125, A. b. Hanbel; No:5616; 2/91)

buyurulmuştur.

       Bu gibi sıvıların içilmelerindeki zararlar, herkesçe malûmdur. Bu haram içeceklerin toplum bünyesinde açtığı yaralar pek acıklıdır. Bunların uhrevî mesuliyetleri ise, pek şiddetlidir. Hele “hamr = şarap” denilen içkinin bir damlasını bile içmek, icma ile haram olup şer'an had (Bizzat ALLAH Teâlâ tarafından belirlenmiş, miktarı belli cezalar. Şarap içene kâdı tarafından 80 sopa vurulur.) denilen cezayı gerektirmekdir. Kısacası bu pek zararlı olan şeylerden kaçınmalıdır. Bunlardan kaçınmak, gerek fertlerin ve gerek toplumun selameti için pek lâzımdır.

       Temiz içecekler, sadece bozulmakla haram olmaz. Ancak vücuda zararlı bir hale gelmiş olursa, o zaman haram olur. Etler ise, kokunca, yiyilmeleri haram olur. Süt, tereyağı, zeytinyağı kokmakla haram olmaz. Yiyeceklere gelince, bozulup keskinleşince temizliğini kaybetmiş ve bu sebeple yenilmesi haram olmuş olur.

       Hamamların pis sularını ve benzeri şeyleri sebze bahçelerine akıtmak mekruhtur. Fakat bu gibi pis sular ile sulanan bahçelerin sebzelerini yemek haram değildir. Bir çok fıkıh alimlerine göre mekruh da değildir.

       İnsan pisliğini satmak mekruhtur. Fakat başka maddeler ile karıştırılmış olan pisliğini ve herhangi bir hayvan gübresini satmak mekruh değildir.

       Temiz olmayan şeyleri, meselâ bozulup temizliğini kaybeden kokmuş etleri ve benzeri şeyleri, etleri yenilen hayvanlara yedirmek caiz değildir.

       İçine temiz olmayan bir şey düşen veya akıtılan, dinen az kabul edilen bir sıvı, temizliğini kaybederek içilmesi haram olur. Dinen çok kabul edilen bir sıvı da içine düşen temiz olmayan bir şey ile rengini veya tadını veya kokusunu kaybedince temizlikten çıkmış, içilmesi haram olmuş olur.

       Yukarıda haram oldukları yazılan şeylerden her biri li aynihi “bizzat kendisi” haramdır. Bir de li gayrihi “başka bir sebeple” haram olan şeyler vardır ki onlar da başkalarına ait olan mallardır.

       Şöyle ki, bir kimse için başkasının bir malını rızası olmaksızın haksız yere almak, meselâ yiyeceğini veya suyunu yiyip içmek haramdır. Aksi takdirde mal hürriyeti kalmaz. İnsanların toplum halinde mülkiyet ve tasarruf haklarına sahip olarak yaşamalarına imkân bulunmaz.

       Bir baba, muhtaç olmadıkça tabiatı kötü olan evlâdının malını kendi kendine alıp yiyemez. Fakat bir ihtiyaç bulunmasa da iyi olan evlâdının malını alıp yiyebilir. Bir hadîs-i şerifte:

“Sen de, senin malın da babanındır” (Neylü’l-Evtar; Nafakât:1; No:3; 6/321)

diye buyurulmuştur.

       Tedavi için temiz olan ilaçları yiyip, içmek, kullanmak caizdir. Hattâ Peygamber (S.A.V) Efendimiz:

“Ey ALLAH'ın kulları! Tedavîde bulununuz. Çünkü ALLAH Tealâ bir hastalık yaratmamıştır ki, illâ onun için bir deva, bir ilâç da yaratmıştır. Yalnız bir hastalık müstesna ki, o da ihtiyarlıktır.” (Ebu Dâvud; Tıp:1; No:2855; 2/396; A. b. Hanbel; No:17987; 4/278; El-Mu’cemü’l- Kebir; No:483; 1/184)

diye buyurmuştur.

       Bu sebeple bir çok hastalıklar, tedavi sebebiyle yok olur. İlahi kanun böyle olmalıdır. Bununla beraber şifayı tedaviden değil, ALLAH Tealâ’dan bilmelidir.

       Helâl, temiz olmayan şeyler ile tedavide bulunmak, esasen caiz değildir. Şu kadar var ki, bazı fıkıh alimlerine göre, başka bir ilâç bulunmadığı takdirde müslüman, âdil bir doktorun göstereceği lüzum üzerine caiz olabilir.

       Şöyle ki bir hastalığın veya bir hastalığa sürükleyecek bir zafiyetin tedavisi için mubah bir ilâç bulunmazsa, böyle bir doktorun “şifa ümidi vardır” diye tavsiyesi üzerine li aynihi “bizzat kendisi” haram bir şey ile zaruret miktarı tedavi caiz olur.

       Fakat sadece görünürde bir menfaat düşüncesiyle, meselâ, yalnız kilo almak arzusu ile böyle bir ilâcı kullanmak caiz değildir. Bunda tedavi mahiyeti yoktur. Bunun haram olduğunda ittifak vardır. Görülen lüzum üzerine bir uzvunda ameliyat yapılacak bir kimseye aklını giderecek temiz bir ilâç içirilmesinde de bir sakınca görülmemektedir.

YİYİP İÇME MİKTARI VE BUNLARIN ÂDABI

      Ölmeyecek miktar yiyip içmek farzdır, ki insan bu sayede oruç tutmaya ve ayakta namaz kılmaya gücü olur. Hattâ insan, kendisini ölümden kurtaracak miktar helâl bir şey bulamazsa haram olan bir şeyden o miktar yiyip içebilir. Meselâ böyle bir kimse, kendi kendine ölmüş bir hayvanın etinden yiyebilir. Yine boğazında kalan bir lokmayı gidermek için başka su bulamayınca kâfi miktar sarhoşluk veren bir sıvıdan içebilir. Fakat fazlasını yiyip içemez. Çünkü zaruretler, kendi miktarlarıyla takdir olunur.

       Bir insan için kuvvetini artırmak için doyuncaya kadar yiyip içmek mubahtır. Bundan fazla yiyip içmek ise, haramdır. Bunun ölçüsü mideyi bozacağına kuvvetli zan oluşacak miktardır.

       Bununla beraber misafirlerine riayet için veya ertesi gün tutacağı oruca kuvvetli bulunmak için biraz fazla yiyip içmekte bir sakınca yoktur.

       Misafir için veya her birinden bir miktar yemek suretiyle ihtiyaca kâfi gıda alabilmek için sofrada çeşitli yiyecek bulunmasında bir sakınca yoktur. Bununla beraber haddinden fazlası, israf sayılacağından uygun olamaz.

       Sofrada çeşitli meyvelerin bulunmasında da bir sakınca yoktur. Fakat terki daha iyidir. Birden fazla, çeşitli şeyler mideyi bozabilir.

       Kısacası mubah olan şeyleri bir ihtiyaç bulunmaksızın çoğaltmak da israf sayılır, bundan kaçınmalıdır. Sofra üzerine lüzumundan fazla ekmek koymak gibi.

       Ayakta su içmekte bir sakınca görülmeyebilir. Fakat yürürken su içilmesi, zararlı olduğundan uygun değildir. Suyu bir nefeste içmek de sıhhî bakımdan uygun görülmemektedir.

       Farz olan ibadetleri eda için zayıf düşecek derecede yiyip içmeyi azaltmak suretiyle perhizde bulunmak caiz değildir. Fakat normal bir şekilde yapılacak bir perhiz mubahtır.

       Yiyip içmenin adabına gelince, yemekten evvel ve sonra eller yıkanmalıdır. Bir hadîs-i şerîf:

“Yemekten evvel el yıkamak bir hasenedir, yemekten sonra ise, iki hasenedir, iki kat sevabdır.” (Deylemi, Firdevs; No:7241; 4/426)

meâlindedir.

       Cünüp olan erkekler ve kadınlar için ellerini ve ağızlarını yıkamadan yiyip içmek mekruhtur. Âdet gören kadınlar için de yemekten evvel ağızlarını yıkamak daha iyidir.

       Yemeklerin evvelinde “Besmele-i şerife”yi okumalı, sonunda da “Elhamdülillah” demelidir. Bu nimeti bize veren, bu nimetten istifade kuvvetini bize ihsan buyuran Kerîm ve Rahîm olan ALLAH'ımızı bu vesile ile de tazim etmelidir. Yemeğin evvelinde besmele unutulursa sonunda: “Bismillâhi âlâ evvelihi ve âhirihi = yemeğin evveline de sonuna da bismillah “ denilmelidir.

       Yemeğe başlarken besmeleyi sofra başında bulunanların işitebilecekleri bir tarzda okumalıdır. Bu, bir telkin etme, bir hatırlatma demektir. Fakat yemek sonunda işitilecek bir ses ile “Elhamdülillah” denilmesi uygun değildir. Ancak sofrada bulunanların hepsi de yemeklerini bitirmiş olurlarsa, o zaman denilebilir.

       Yemeklere az bir tuz ile başlamak, tuz ile bitirmek faydalıdır, sünnettir. Ekmek parçalarına hürmet etmeli, bunların üzerine tuzluk ve benzeri şeyleri koymamalıdır. Bunlara parmakları, ağzı, bıçakları silip atmamalıdır. Yemekler de pek sıcak olarak yenilmemelidir, koklanmamalıdır, yemeklere ve sulara üflenmemelidir. Bunlar adaba aykırıdır.

       Yemek esnasında sükut edilmesi mekruhtur. Yemek yerken sâlih zatların menkıbeleri anlatılmalıdır, güzel bir şekilde konuşulmalıdır. Hele misafirlerin yanında ev sahibinin fazla sükut etmesi hiç uygun değildir. Ev sahibi, misafirlerin yanından ayrılmamalı, onların yanlarında hizmetçisine darılmamalı ve misafirlerine bizzat hizmet etmek güzelliğini de esirgememelidir. Yemek arasında misafirlerine ısrar etmeksizin “buyurunuz” demeyi de unutmamalıdır. Bu, bir müstahaptır.

       Ev sahibi kendilerine ziyafet verdiği zatlar ile beraber onlara ağırlık verecek kimseleri bulundurmamalıdır. Misafirler de ev sahibinin rızası malûm olmadıkça, başkalarını ziyafete beraberlerinde getirmemelidirler. Ve ziyafetten sonra ev sahibinden müsaade istemedikçe ve “ALLAH'a ısmarladık” veya “ALLAH'a emanet olunuz” gibi bir duada bulunmaksızın çıkıp gitmemelidirler.