İlmihal Kategorileri

Yeminin Mahiyeti ve Yemin Sayılıp Sayılmayan Şeyler

YEMİNİN MAHİYETİ VE YEMİN SAYILIP SAYILMAYAN ŞEYLER

       Yemin, lûgatta kuvvet manasınadır. Şer’an: “Bir işi yapmak veya yapmamak hususunda azimli olmaya veya iddiaya kuvvet vermek için ya ALLAH Teâlâ’ya yemin veya boşamak veya köle azadı gibi bir şeye bağlamak sureti ile yapılan bir akitten ibarettir ki, buna Türkçemizde “and” da denir.

       Mesela: “Vallahi falan işi yaptım veya yapmadım” demek ALLAH adı ile yemin etmek sureti ile bir yemin olduğu gibi, “filan işi yaptımsa veya yaparsam kölem azat olsun” demek de şarta bağlamak sureti ile bir yemindir.

       Yemin edene: “Halif = and içen” denir. Yemini muhafaza etmeye: “Berr”, yemini muhafaza edene de: “Barr” denir.

       Bilakis yemini bozmaya veya hakikate muhalif yemin etmeye: “Hins” denildiği gibi, yemini bozan veya hakikate aykırı and içen kimseye de: “Hanis” denilir.

       ALLAH adı ile yemin etmek sureti ile olan yemin ya “Vallahi, Billahi, Tallahi” denilmesi gibi, ALLAH Teâlâ’nın zat ismine veya üzerine yemin edilmesi adet haline gelmiş olan “Rahman, Rahim” gibi mübarek isimlerinden birine veya “İzzet-i İlahiye, Kudret-i İlahiye” gibi zati sıfatlarından birine and içmekle yapılır.

       Başkalarına, mesela: Peygamberlere, Kabe-i Mu’azzama’ya yemin edilemez. Yaratıklardan birinin başına veya hayatına yemin edilmesi de caiz olmaz.

       “Kasem ederim”, “yemin ederim”, “şehadet ederim”, “ALLAH Teâlâ ile ahd olsun”, “ALLAH Teâlâ ile misakım olsun”, “üzerime yemin olsun”, “üzerime ahdolsun” sözleri de birer yemin sayılır.

       Bir şahsa hitaben: “Sen, vallahi bugün şöyle yapacaksın” veya “yapmayacaksın” tarzındaki sözler de birer yemindir.

       Bundan dolayı o şahıs, buna muhalefet ederse, bu sözü söylemiş olan kimse yeminini bozmuş olur. Ancak bu sözü ile o şahsa yemin verdirmek istemiş olursa, o halde ikisine de bir şey lazım gelmez.

       Helali haram kılmak da yemin sayılır. Mesela: “Şu yiyeceği yemek benim için haram olsun” demek bir yemindir. Bu yüzden bu yiyeceği daha sonra yemek, keffareti gerektirici olur.

       Bir kimse “şöyle yaparsam kafir olayım” veya “Yahudi veya Hristiyanım” veya “ALLAH’ın kulu, Peygamberin ümmeti olmayayım” veya “kıblem başka tarafa olsun” veya “ALLAH ruhumu imansız alsın” veya “ALLAH'a iki demişlerden olayım” veya “Ümmet-i Muhammed’den olmayayım” veya “Haşa Resul-ü Ekrem'e dil uzatmış olayım” dese, itikadına, maksadına bakılır. Eğer böyle bir sözü sadece yemin inancıyla iddiasına kuvvet vermek için söylemiş ise, bu bir yemin olur. Yeminini bozunca üzerine keffaret lazım gelir. Fakat bu sözü bununla kafir olacağına inanmış olduğu halde söylemiş ise, bu yemin olmaz, kendine tevbe ve istiğfar ile imanını ve evli ise, nikahını yenilemesi lazım gelir. Yemini bozulsun, bozulmasın müsavidir.

       Dine, imana, (haşa) cinsel ilişkiyi ifade eden sözlerle sövmek de bu hükümdedir. İmanın, nikahın yenilenmesi icap eder.

       Bir kimse “şöyle yaparsam ALLAH Teala’nın azabına” veya “lanetine” veya “gazabına uğrayayım” veya “hırsız, zinakâr olayım” dese, bununla yemin etmiş olmaz. “Namazım, orucum şu kafirin olsun” demesi de böyledir.

       Bununla beraber bir görüşe göre namazın ve orucun bir ibadet ve manevi yakınlık olmak üzere kafire ait olması kast edilirse, bu bir yemin olur, fakat yalnız sevapların ait olması kastedilirse, yemin olmaz.

       Bu gibi sözler, İslam terbiyesine, adabına aykırıdır, bunlardan sakınmalı, şayet bunlardan biri vuku bulursa, hemen tevbe ve istiğfar etmelidir.

       “Mushaf hakkı için”, “Kur’an-ı Azim hakkı için”, “okuduğum Kur’an hakkı için filan işi işlemem” dediği halde o işi işleyen kimseye keffaret lazım gelmez. Yalnız tövbe ve istiğfar etmesi lazım gelir.

       Bununla beraber Kur’an-ı Kerim ALLAH kelamı olduğundan, bir görüşe göre Kur’an’a olan yemin muteberdir.

       Yalan yere: “ALLAH bilir ki; şu şöyledir” veya “şöyle değildir” denilmesi bir görüşe göre kafir olmayı gerektirir. Çünkü ALLAH Teala’ya (haşa) cehalet nisbet edilmiş olur. Diğer bir görüşe göre ise, kafir olmayı gerektirmez. Zira bununla kafir olmak değil, bilakis yalan bir şeyin geçerli kılınması kastedilmiş olur. Şu kadar var ki, bu, büyük bir günah olduğundan hemen tövbe edilmesi lazım gelir.

       Yalan yere: “ALLAH Teâlâ şahittir ki,” denilmesi de keffareti değil, tövbe ve istiğfarı icap eder.