İlmihal Kategorileri

Yemine Dair Çeşitli Meseleler

YEMİNE DAİR ÇEŞİTLİ MESELELER

       Yemin birden fazla olunca, keffaret de birden fazla olur. Hatta yeminlerin yapıldığı yer bir olsa bile. Bu yüzden bir kimse şöyle yapacağına: “Vallahi ve billahi” diye yemin etse, veya “Vallahi” diye bir yerde yemin edip sonra başka bir yerde yine “Vallahi” diye yeminde bulunsa, yeminleri birden fazla olmuş olur. Bu halde yeminini bozunca her yeminden dolayı ayrıca keffaret lazım gelir. Bu keffaretler birbirine, iç içe girmez.

       Fakat İmam Muhammed’e göre yemin keffaretleri çoğalınca birbirinin yerine geçer, yani bir keffaretle hepsinin mesuliyetinden çıkılmış olur. Tercih edilen görüş de budur.

       “Vallahi filan ve filan ile konuşmayacağım” veya “filan ve filan yere gitmeyeceğim” gibi sözler bir yemin sayılır. Bundan dolayı o iki kimseden yalnız birisi ile konuşulsa veya o iki yerden yalnız birine gidilse, yemin bozulmuş olmaz.

       “Vallahi yemek ve su tatmam” denilmesi de bu kısımdandır. Ancak bunlardan herhangi biri ile konuşmamaya veya herhangi birine gitmemeye ve herhangi birini tatmamaya niyet edilmiş olursa, o halde bunlardan yalnız birini yapmakla de yemin bozulmuş olur.

       Olumsuzluk edatı ilavesiyle: “Vallahi ne filan ve ne de filan ile konuşurum” veya “Vallahi ne yemek ve ne de su tadarım” denilse, bu iki yemin olmuş olur. Herhangi biri ile konuşulsa veya herhangi biri tadılsa yemin bozulmuş, keffaret icap etmiş olur.

       Yeminlerin hükmü, örfde kullanılan sözlere göredir. Yoksa onu söyleyenin sırf maksadına göre değildir.

       Bundan dolayı bir kimse, bir şahsa hiçbir şey vermemek maksadı ile: “Ben sana para vermeyeceğim” diye yemin etse, başka bir şey vermekle yeminini bozmuş olmaz. Çünkü yemin para lafzı ile yapılmıştır, başka şeye ise, örfen para denilmez.

       Aynı şekilde bir kimse bir evde oturup dışarıya çıkmamak niyeti ile: “Ben bu evin kapısından dışarıya çıkmam” diye yemin etse, o evin bacasından veya penceresinden çıkmakla yeminini bozmuş olmaz.

       “Şu odaya girmem” diye yemin edildiği halde, onun harabesine girildiği takdirde de hüküm böyledir. Zira harabe örfen oda sayılmaz.

       Yeminlerde yapıldıkları beldelerin örflerine itibar olunur.

       Mesela bir kimse: “Baş yemeyeceğine dair” yemin etse, bu yemini ile bulunduğu beldede satılan başlar kastedilmiş olur. Serçe ve çekirge gibi hayvanların başlarını içine almaz. Bunun için bunları yemekle yemin bozulmaz.

       Aynı şekilde meyve yemeyeceğine yemin etse, beldesinde örfen meyve sayılan şeyler kasdedilmiş olur. Yaş üzüm gibi meyve sayılmayan şeyleri içine almaz. Demek ki yeminde kullanılan bu gibi umumi tabirler, örf ile tahsis edilmiş ve kayıtlanmış oluyor.

       Aklen mümkün ise de, âdeten imkansız olan bir şeye yemin, derhal yeminini bozmuş olmayı icap eder. Bu sebeble bir kimse: “Ben göğe çıkacağım” veya “şu taşı altına çevireceğim” diye yemin etse, hemen yeminini bozmuş olur. Fakat böyle bir yemin, bir vakit ile kayıtlı olursa, o vakit çıkmadıkça yeminini bozmuş olmaz.

       “Vallahi on güne kadar şu demiri elmas edeceğim” diye yemin edilmesi gibi. Bu halde daha on gün çıkmadan yemin eden ölse yeminini bozmuş ve bundan dolayı üzerine keffaret vacip olmuş olmaz.

       Zaman tayin edilmeksizin yapılan yeminlerde, yemin edilen husus, imkansız olmadıkça, yemin bozulmaz, keffaret lazım olmaz.

       Mesela bir kimse, bir zata hitaben: “Vallahi ben seni ziyaret edeceğim” dediği halde uzun bir müddet ziyaret etmese, yeminini bozmuş olmaz. Fakat ziyaret etmeden kendisi veya o zat vefat etse, yemini bozulmuş olur.

       Zaman tayin edildiği takdirde ise, o zamanın sonuna itibar olunur. “Ben seni yarın ziyaret edeceğim” diye yemin edilmesi gibi ki, o günün güneşinin batması zamanına kadar devam eder, o gün ziyaret yapılmadan güneş batınca yeminini bozmuş olur.

       Bir gaye ile kayıtlı olan bir yemin, o gayenin yok olması ile düşer.

       Çünkü artık barr olmaya = And da gerçek çıkmaya imkan kalmamış olur.

       Bundan dolayı bir kimse: “Filan zat izin vermedikçe, ben şu kimse ile konuşmam” diye yemin ettiği halde o zat izin vermeden vefat etse, artık yemin kalmamış olur. Onun da, o kimse ile konuşmasından dolayı keffaret lazım gelmez.

       “Sen borcunu vermedikçe ben senden ayrılmam” diye yemin yapıldıktan sonra borcun bağışlanması da bunun gibidir. Artık yemin ortadan kalkmış olur.

       Fakat İmam Ebu Yusuf'a göre bu gibi hallerde yemin, devamlılığını sürdürür. Artık her ne vakit şart, mesela konuşmak vuku bulursa, yemin bozulup keffaret veya şarta bağlı olan ceza lazım gelir.

       Yemin edilen şeyin yokluğu veya ortadan kaldırılması, yeminin vaki olmasına mani olur.

       Bu bakımdan bir kimse: “Filana şu hakkını yarın veririm” diye yemin ettiği halde bu gün verecek olsa, artık yeminini bozmuş olmaz.

       Bu mesele, İmam-ı Azam ile İmam Muhammed’e göredir.

       İmam Ebu Yusuf’a göre ertesi gün olunca, yeminini bozmuş olur.

       Yeminler, evvelce söylenilen bir söz veya iş ile bağlı kalır.

       Bu yüzden bir kimse, muayyen bir yiyeceği yemeğe davet edilmekle: “Vallahi ben yemem” diye yemin etse, bu yemini bu muayyen yiyeceğe ait olur. Başka bir yiyecek yemekle, yeminini bozmuş olmaz.

       Yine böylece bir kimse, gitmek üzere bulunan bir şahsa karşı: “Vallahi gitmeyeceksin” diye and içse, bu yemin o şahsın bu gitmesine ait olur, daha sonra gitmesiyle yeminini bozmuş olmaz.

       Yeminler, mümkün olan mertebe ile kayıtlanır.

       Bundan dolayı: “Filan şahsı şu eve girmeye bırakmayacağım” diye yemin edilse, bakılır: Eğer yemin eden, o evin sahibi ise, o şahsı eve girmekten hem sözlü olarak, hem de mümkün olduğu mertebe fiilen men etmesi lazım gelir. Aksi takdirde, eve girdiğinde yeminini bozmuş olur. Amma ev başkasının ise, yalnız sözlü olarak menetmesi yeterlidir.

       Kiraya vermiş olduğu bir ev hakkında da böyle sözlü olarak menetmek yeterli olur. Mesela: “Şu kiracıyı burada bırakmayacağım” diye yemin eden kimsenin o kiracıya: “Benim bu evimden çık” demesi yeterlidir. Çünkü kiradan dolayı onu bilfiil çıkarmak hakkına sahip değildir. Kendisi için mümkün olan ancak böyle söz ile çıkarmaya teşebbüsten ibarettir.

       Yine bu şekilde bir şahsa hitaben: “Ben seni hapis ettirmem” diye yemin eden kimse, o şahsı alacaklılarının hapsettirmelerine söz ile çalıştığı halde mani olamazsa, yemini bozulmuş olmaz. Aynı şekilde “Filan şahıstaki alacağımı, bu gün onda bırakmayacağım” diye yemin eden kimse, o gün hakime müracaat edip alacağını dava ve o şahsa inkarı sebebi ile yemin ettirilmesini talep etse, artık yemini bozulmuş olmaz. Çünkü kendisine mümkün olan bundan başka değildir.

       Yeminler, ilgi-bağ-münasebetin yok olmasıyla son bulur. Şöyle ki, mesela: “Filan şahsın evine girmem” veya “yiyeceğinden yemem” veya “elbisesini giymem” veya “hanımıyla veya dostuyla konuşmam” diye yemin eden kimse, satıldıktan sonra o şahsın evine girse veya yiyeceğinden yese veya elbisesini giyinse veya kendisinden tamamen ayrılan hanımıyla veya kendisine düşman kesilen dostuyla konuşsa, yemini bozulmuş olmaz.

       Fakat yeniden alacağı bir eve girse veya yemeğinden yese, veya elbisesini giyse veya alacağı yeni hanımı ile veya edineceği yeni bir dostu ile konuşsa, yeminini bozmuş olur.

       Eve, yemeğe, elbiseye işaret edilmiş olsun-olmasın müsavidir. Çünkü bunların şahıslarına düşmanlık edilmez. Fakat hanımına veya dosta işaret ederek: “Şu karısı ile veya şu dostu ile konuşmam”, diye yemin edilirse, yemin bunlara sınırlı kalır. Bunlara ait ilgi ve münasebetin ortadan kalkması ile yok olmaz. Bunlar ile nisbetin hanımlık, dostluk ilgisinin yok olmasından sonra da konuşsa, yeminini bozmuş olur. Zira bunların zatlarına düşmanlıktan dolayı böyle yemin edilmiş olması mümkündür.

       Bir kimse, karısına veya borçlusuna: “Benim iznim olmadıkça, evimden veya şehirden bir tarafa çıkmayacaksın” diye yemin etse, bu, evliliğin ve alacağın devamı haline bağlı kalır. Bundan dolayı evlilik sona erdikten veya borç ödendikten sonra çıkılacak olsa, artık o kimse yeminini bozmuş olmaz.

       Yeminin bir cümlesinde bulunan bir nekre = bir meçhul, aynı cümledeki diğer bir nekreye dahil olur. Fakat bir marife = malum, bir nekreye dahil olmaz.

       Bu yüzden bir kimse: “Şu eve her kimse girerse şöyle olsun” diye yemin etse, o eve kendisinin girmesi ile de yemini bozulmuş olur. O ev gerek kendisine ait olsun ve gerek olmasın, müsavidir.

       Fakat “Şu evime her kim girerse şöyle olsun” diye yemin etse, oraya kendisinin girmesi ile yemini bozulmuş olmaz. Çünkü evi kendisine maletmekle, kendisi marife = malum bulunmuş, artık aynı cümlede bulunup nekre = meçhul olan “her kim” mefhumuna dahil bulunmuş olamaz.

       Başkasına hitaben: “Senin şu evine her kim girerse” veya “senin şu yemeğinden her kim yerse, şöyle olsun” diye yapılan bir yeminde de muhatabın o eve girmesiyle veya o yemekten yemesi ile yemin bozulmuş, ceza lazım gelmiş olmaz.

       Yemin ibaresinin bir cümlesindeki marife = malum, diğer bir cümlesindeki nekireye = meçhule dahil olur.

       Mesela; bir kimse kölesine hitaben: “Bana şu hadiseyi her kim müjdelerse sen azat ol” diye şarta bağlamak sureti ile yemin etse, o hadiseyi bizzat bu köle de müjdeleyince azad olur. Demek ki ceza = yani “sen azad ol”cümlesinde bulunup marife olan köle şart cümlesinde bulunup nekire olan “her kim” mefhumuna dahil bulunmuş oluyor.

       Bir kimse örf ve adete göre bizzat kendisinin de yapabileceği bir muameleyi yapmamaya yemin ettiği halde o muameleyi kendisi için başkasına vekalet ve emir sureti ile yaptırsa bakılır: Eğer o muamele, hukuku mübaşirine, yani onu bizzat yapana ait muamelelerden ise, bunun yapılmasından dolayı o kimse yeminini bozmuş olmaz. Alım, satım, kiraya vermek, kiralamak, bir maldan ikrar yolu ile sulh olmak, bir malı bölmek, bir davaya kabul veya inkar yolu ile cevap vermek, akıllı ve bülûğ çağına ermiş olan evladı evlendirmek muameleleri bunun gibidir.

       Mesela bir kimse: “Vallahi ben şu evi satın almayacağım” diye yemin ettiği halde, onu bir vekil vasıtası ile satın alsa, yeminini bozmuş olmaz.

       Fakat yemin edilen muamele, hukuku onu bizzat yapana ait olmayıp da müvekkile, âmirine ait muamelelerden ise, o kimse bunu vekil etmek ve emir sureti ile yaptırmakla da yeminini bozmuş olur. Evlenme, boşanma, mal karşılığında kadını boşamak, hibe, sadaka, havale, vasiyet, vakıf, emanet, ödünç alma-verme, borç alma, kısastan sulh, emanet verme ve alma, borcu ödeme, borcu alma, elbise dikmek, elbise giydirmek, hayvan kesmek, hayvana bindirmek, bülûğ çağına ermemiş çocuğu evlendirmek gibi.

       Mesela: “Vallahi filan kadınla evlenmeyeceğim” diye yemin eden kimse, o kadınla bir vekil vasıtası ile evlense, yeminini bozmuş, bu sebeple üzerine keffaret lazım olur. Çünkü bu hususta vekil, bir aracıdan, bir elçiden başka değildir, bu muamelenin bütün hukuku o kimseye aittir.

       “Şunu, şu zata hibe edeceğim” diye yemin eden kimse, o şeyi bağışladığı halde o zat kabul etmese, yeminini bozmuş olmaz. Ödünç vermek, vasiyet, ikrar gibi diğer teberru sureti ile olan akitlerde de hüküm böyledir.

       Fakat “şu malı filan zata satacağım” diye yemin eden kimse o malı sattığı halde o zat kabul etmese, yeminini bozmuş olur. Çünkü satma muamelesi kabule bağlı olup yalnız satanın icabı ile = sattım demesi ile tam olmadığından satma muamelesi yapılmamış olur. Kiralamak, nikah, rehin gibi iki tarafın icap ve kabulü ile yapılan diğer muamelelerde de hüküm böyledir.

       Bunların hakkındaki yemin, olumsuz olarak yapıldığı takdirde de bu hüküm geçerli olur.

       Mesela bir kimse: “Şu malı filan zata hibe etmeyeceğim” diye yemin ettiği halde hibe edip de o zat kabul etmese yeminini bozmuş olur. Bilakis “ satmayacağım” diye yemin ettiği halde satsa da o zat kabul etmese, yeminini bozmuş olmaz.

        Demek oluyor ki, hibe gibi teberru edilen şeylerde yalnız müteberriin = karşılıksız bağışlayanın icabı kafi oluyor. Fakat alım satım ve kiralama gibi bedelli akitlerde yalnız icap kafi olmayıp, kabule de ihtiyaç bulunuyor.

       Yemin, arkadaşlık ile samimiyet, lezzet ile elem, gam ile sevinç gibi hayat haline mahsus olan fiillerde yalnız hayat ile bağlı kalır. Ölünün diriye ortak olacağı fiillerde ise, hem hayat, hem de ölüm hallerine geçerli olur.

       Bundan dolayı bir kimse, bir şahsa hitaben: “Seninle konuşur isem” veya “senin yanına girer isem” veya “seni öper isem” (Önemli not: Verilen misallere göre burada “veya sana elbise verir isem” cümlesinin bulunması gerekir.) veya “seni döver isem şöyle olsun” diye yemin ettikten sonra o şahıs vefat etse, artık yemin son bulmuş olur. O şahsa ölü halinde hitap etmekle, veya yanına girmekle veya onu öpmekle veya ona elbise vermekle veya onun cesedine vurmakla yemin bozulmuş, ceza lazım gelmiş olmaz.

       Fakat “seni yıkar isem” veya “sana elbise giydirir isem” veya “sana dokunur isem” veya “seni bir şeye bindirir isem” veya “seni taşır isem” diye yemin etse, onu öldükten sonra yıkamakla veya kefenlemekle veya vücudunu okşamakla veya bir şeye bindirmekle veya taşımakla da yeminini bozmuş olup ceza lazım gelir.

       Filan kimse ile konuşmayacağım, söz söylemeyeceğim diye yapılan yemin o kimseye işaret etmekle, mektup yazmakla veya bir haber göndermekle bozulmuş olmaz. Çünkü bunlar; konuşma, söyleme sayılmaz.

       “Konuşmayacağım” diye yemin eden kimse, namazda Kur’an veya tesbih okumakla yeminini bozmuş olmaz. Namaz dışında ise, bir görüşe göre yeminini bozmuş olur, bir görüşe göre yeminini bozmuş olmaz. Çünkü bu okuma örfen tekellüm = konuşma sayılmaz.

       Diğer kitapları okumak hakkında da bu ihtilaf mevcuttur.

       “Oruç tutmam” diye yemin eden kimse, oruca niyet edip başlamış olunca, yeminini bozmuş olur. Çünkü orucun mahiyeti sadece orucu bozucu şeylerden sakınmaktan ibarettir, o da bununla gerçekleşmiş olur.

       “Namaz kılmamaya” yemin eden kimse de namaza başlayıp ilk rekatta secdeye alnını koymakla yeminini bozmuş olur. Zira böyle bir rekat kılınmadıkça namaz mahiyeti tamamen bulunmuş olmaz.

       “Hac etmemeye” yemin eden de sahih bir hacca başlayıp farz olan tavafın ekserisini yapınca, yeminini bozmuş olur.

       “Hanımını dövmemeye” yemin eden kimse onun saçlarını çekse veya gerdanını ısırsa veya sıkıştırsa veya burnuna dokunup kanatsa bakılır: Eğer bunları kızgınlık halinde yapmış ise, yeminini bozmuş olur. Oynaşma halinde yapmış ise, sahih olan görüşe göre yeminini bozmuş olmaz.

       Bununla beraber bu dövmekte acı vermek şarttır. Kasta gelince, bunda iki görüş vardır. Bir görüşe göre kasıt da şarttır. Diğer bir görüşe göre şart değildir. Bundan dolayı böyle yemin eden kimse, başkasını dövmek isterken yanlışlıkla hanımına vuracak olsa, birinci görüşe göre yeminini bozmuş olmaz. Çünkü bunda kasıt olmadığı gibi buna örfen dövme de denilmez. İkinci görüşe göre yeminini bozmuş olur. Zira dövme olayı gerçekleşmiştir.

       “Yeryüzünde oturmamaya” yemin eden kimse, yere bitişik olmayan bir sergi veya hasır veya deri veya tahta üzerine otursa, yine “Şu döşek üzerinde uyumamaya” yemin eden kimse, onun üzerine konulan diğer bir döşek üzerinde uyusa, yine “Şu tahta üzerinde uyumamaya” yemin eden kimse, onun üzerine konulan diğer bir tahta üzerinde uyusa, yeminini bozmuş olmaz. Fakat döşek üzerine bir yüz takılsa veya tahtanın üzerine bir sergi, bir hasır serilse bu, yeminini bozmuş olmamak için yeterli olmaz.

       “Yatağında” veya “Şu yatakta uyumam” diye yemin eden kimse, bedeninin çoğu ile o yatağa girip uyumadıkça yeminini bozmuş olmaz.

       “Bir yere”, mesela: “Bir eve ayağını basmayacağına” yemin eden kimse, o yere daha sonra yürüyerek veya bir şeye binerek girecek olsa, yeminini bozmuş olur. Çünkü bir yere ayak basmak, örfen girmekten ibarettir. Fakat böyle yemin ederken yürüyerek girmeyeceğini kastetmiş bulunursa bir şeye binerek girmekle yeminini bozmuş olmaz. Çünkü sözünün hakikatini dilemiş olur.

       “Bir yere girmeyeceğine” yemin eden kimse, oraya tutulup girdirilirse yeminini bozmuş olmaz, hatta direnmese, karşı koymasa bile. Çünkü yemini; kendi fiiline, yani kendisinin bizzat girmesine aittir. Fakat bu yere daha sonra kendisi girecek olsa, yeminini bozmuş olur.

       Zor kullanma ve tehdit, kastı iptal etmediği için yeminin akdini men etmez. Bundan dolayı: “Şu muayyen şeyi yemeyeceğine” dair isteyerek veya zor kullanılarak yemin eden kimse, o şeyi daha sonra vuku bulan zor kullanma ve tehdit sebebiyle yiyecek olsa, yeminini bozmuş olur. Nitekim baygın veya deli olduğu halde yediği takdirde de hüküm böyledir.

       Fakat “içmeyeceğine” yemin ettiği bir şeyi başkaları zorla boğazına akıtacak olsalar yeminini bozmuş olmaz. Çünkü kendi fiili bulunmamıştır. Daha sonra rızasıyla içerse, yeminini bozmuş olur.

       (İmam Şafii'ye göre zor kullanma ve tehdit yemin akdinin gerçekleşmesine manidir.)

       “Vallahi yersem veya içersem veya giyersem şöyle olsun.” diye yemin eden kimse her ne yese veya içse veya giyinse yeminini bozmuş olur. Ben şu yiyeceği, şu suyu veya şu elbiseyi kasdetmiştim dese, tercih edilen görüşe göre ne kadı tarafından ne de müftü tarafından tasdik olunmaz.

       Fakat “Vallahi bir şey yersem veya bir şey içersem veya bir şey giyersem şöyle olsun” diye yemin eden kimse bununla muayyen bir şeyi kasdetmiş olduğunu söylerse, kadı tarafından değilse de müftü tarafından tasdik olunur.

       “Filan şahsın kardeşleriyle veya hanımlarıyla veya dostlarıyla konuşmayacağım” diye yemin eden kimse, bunların hepsi ile, mesela bütün kardeşleri ile konuşmadıkça yeminini bozmuş olmaz. Hatta bir kaçı ile konuşacak olsa bile. Çünkü bu yemin hepsi ile konuşmaktaki bir mahzurdan dolayı yapılmış olabilir. Fakat o şahsın yalnız bir kardeşi veya bir hanımı veya bir dostu olduğunu bildiği halde böyle yemin etse, yalnız bununla konuşmakla da yeminini bozmuş olur.

       Bir kimse, başkasındaki bir alacağını taksit taksit almayacağına yemin ettiği halde ondan bir miktarını alacak olsa, daha sonra geri kalanını da almadıkça yeminini bozmuş olmaz.

       Bir kimse: “Malı bulunmadığına” dair yemin ettiği halde ticaret için olmayan eşyası, gelir getiren gayrimenkulu veya arazisi bulunsa, bununla yeminini bozmuş olmaz. Çünkü bunlara örfen mal denilmez, denildiği takdirde yeminini bozmuş olur.

       “Ben bu işi elbette yapacağım”, mesela: “Şu zatı elbette ziyaret edeceğim” tarzında yapılan yeminler, bir defaya mahsustur. Bundan dolayı bir kere ziyaret vuku bulunca yemin yerine getirilmiş olur.

       Çocukların, delilerin, uykuda bulunanların yeminleri muteber değildir. Fakat sarhoş edici şeylerden birini kasten içmiş olan sarhoşun yemini, ayık bir kimsenin yemini gibidir. Çünkü onun bu sarhoşluğu, kendisinin kast ve tercihine dayalıdır. Bundan dolayı yaptığı yemine riayet etmezse, yeminini bozmuş olur.

       İstisnaya, yani “İnşallah = ALLAH dilerse” diye ALLAH’ın dilemesi ile beraber olan yeminlerde, adaklarda hanis olmak = yemine, adağa muhalefet etmiş bulunma hali düşünülemez.

       Bundan dolayı bir kimse “ALLAH’a yemin ederim ki yarın inşallah şu işi yaparım” diye yemin etse, veya “filan işim olursa, inşallah şu kadar gün oruç tutayım” diye adak adasa da yarın ki gün o işi yapmasa veya o işi olduğu halde oruç tutmasa yeminini bozmuş, günahkar olmaz. Çünkü bu halde o işin yapılması veya orucun tutulması, ALLAH Teala’nın dilemesine bağlanmıştır.

       Hak Teala'nın herhangi bir şeyi dileyip dilemediği ise, o şeyin vaki olmasından evvel bizce meçhuldür.

       Bu gibi istisnalar, İmam-ı Azam ile İmam Muhammed'e göre sözün hükmünü iptal eder, o sözü azimli, kesin olmaktan çıkarır. İmam Ebu Yusuf'a göre de, o bir şart mesabesindedir. Artık o şart bizce tahakkuk etmedikçe, yani bu yemin anında onun meydana gelmesi kesin olduğu bizce malum bulunmadıkça, ceza lazım gelmez.

       (İmam Malik'e göre bu istisna halinde de yeminin ve adağın hükmü lazım gelir. Çünkü her şey, ALLAH Teala'nın dilemesine bağlıdır. Onun söylenmesi yani inşallah denilmesi bereket ummak içindir. Bu sebeple onu söylemekle sözün, yapılan yeminin veya adağın hükmü değişmiş olmaz.)