İlmihal Kategorileri

Vaaz ve Nasihatin Ehemmiyeti

MÜSLÜMANLIKTA VAAZ VE NASİHATİN EHEMMİYETİ

       İslâm dininde vaaz ve nasihat pek mühim bir vazifedir, bir farzı kifayedir. Kürsülerde, minberlerde halka karşı öğüt maksadıyla yapılan vaazlar birer sünnettir, peygamberimizin yoludur. Şer'i şerife uygun, ihtiyaç karşılayacak şekilde, hikmetli bir tarzda okunan hutbelerden, yapılan vaazlardan herkes istifade eder. Bunlar birer “tezkir” dir. “Tezkir” = vazifeleri hatırlatmak ise, müminler için pek faydalıdır.

       Nasihat: Esâsen hayır istemek demektir. Bir hadîs-i şerifte:

“Şüphe yok ki din, ALLAH için, ALLAH’ın kitabı için, Peygamberi için, müslümanların imamları için ve hepsi için hayır istemekten ibarettir” (Müslim; İman:23; No:55; 1/74. Tirmizi; Birr ve sıla:17; No:1932;3/372. Darimi; Rikak:4; No:2754; 2/402. Ebu Davud; Edep:67; No.4944; 2/704. Nesâi; Bey'at:31; No:4199; 7/157)

diye buyurulmuştur.

       Gerçekten ALLAH’ü Teâlâ’nın dinine hizmet için çalışmak, başkalarının hidayetine dini yaşantısına selâmet ve saadetine hizmet için çalışmak ne büyük bir hayırseverliktir, ne yüce bir harekettir!. Bunun içindir ki bir hadîs-i şerifte:

“ALLAH Teâlâ’nın bir kimseyi senin ellerinle-vasıtanla hidayete erdirmesi, senin için güneşin üzerine doğduğu ve battığı şeylerin tamamından daha hayırlıdır” (Hakim el-Müstedrek; 3/598. Taberani el-Mu’cemu’l-Kebir; No:994; 1/332)

buyurulmuştur.

       Nasihat, gerçekten bir hayır dilemektir, pek övülmüş bir hizmettir. Fakat sâdece reislik sevdasıyla veya bir mala veya insanların alaka ve takdirine nail olmak maksadıyla yapılan vaazlar, okunan hutbeler, sahipleri için birer vebaldir, güzel niyetle yapılmadığı için ALLAH Tealâ katında değeri yoktur.

       ALLAH rızası için yapılıp bir hayırseverlik eseri olan bir nasihati kabul etmemek, kendimizden üstün olan kimselerin meşru emirlerine, tavsiyelerine itaattan kaçınmak ise, “temerrüd = inatçılık, dik başlılık” denilen fena bir haslettir ki, hasetten, kendini görmekten, nefsin arzu ve isteklerine uymaktan ileri gelir.

       Müslümanlıkta ma'ruf ile emretmek, münkerden men etmek de bir öğütten, bir hayır dilemekten ibaret olup, pek mühim bir vazifedir. Müslümanlar, bu vazifeyi lâyıkıyla yerine getirmek suretiyle başka milletlerden ayrılmış, Kur'an-ı Kerim'de övülmüşlerdir.

       Maruf, tabiata uygun, şer'an güzel görülmüş olan şeydir. Münker de bilâkis tabiata aykırı, şer'an çirkin bulunan şeydir. Bu sebeple her müslüman, kendi dindaşları hakkında ve bütün insanlık hakkında hayır ister, maruf ile emretmeyi ve tavsiyede bulunmayı, münkerden men etmeyi dinî bir vazife bilir. Şu kadar var ki, bu vazifenin dereceleri vardır. Şöyle ki, bu irşat vazifesi, yapılmasında bir fenalığın meydana gelmesi muhtemel değilse, fiilen yapılır, muhtemel ise, söz ile yapılır, bu da tehlikeli ise, yalnız kalben yapılır, yani marufun yapılması, münkerin terkedilmesi için kalben dua edilir.

       Bir müslüman, yapacağı emir ve men etmenin zararsız kabul edilebileceğini kuvvetli zannı ile bilirse, bu vazifenin yapılması kendisine gerekli olur, bunu terkedemez. Fakat bu yüzden bir engelle karşılaşacağını, meselâ kendisinin dövülüp sövüleceğini yine kuvvetli zannıyla bilirse, bunu terketmesi daha faziletli olur. Kabul edilmemekle beraber böyle bir mahzur meydana gelmeyeceğini bildiği takdirde de serbesttir. Dilerse bu vazifeyi yapar, dilerse yapmaz. Şu kadar var ki, yapması daha faziletlidir. Bu uğurda bazı sıkıntılara katlanmak ise, bir cihaddır.

       Bir şahsın emir veya men ettiği şey, hakka ve maslahata uygun ise, kabul edilmelidir. Hatta kendisi sözüyle amel etmese bile. Bununla beraber bir emretme veya nehyetmenin ruhlara tesir edebilmesi için, bu vazifeyi yerine getirmeye çalışan kişi, şu beş vasfa sahip olmalıdır:

1- Bilgi sahibi bulunmalıdır. Çünkü bilgisiz kimse, bu irşat vazifesini güzelce yapamaz.

2- Söylediği şey ile kendisi de amel etmelidir. Aksi takdirde “Niçin yapmadığınız şeyi söylersiniz!” (Saf suresi: 2) azarlamasına maruz kalır.

3- Bütün sözleriyle ALLAH Tealâ'nın rızasını, müslümanların yükselmelerini gözetmelidir. Bunu gaye bilmelidir.

4- Muhatapları hakkında şefkat göstermeli, irşat vazifesini merhametle, yumuşaklıkla yapmalıdır.

5- Sabır ile, güzel ahlak ile vasıflanmış olmalı, hiddetten, şiddetten kaçınmalıdır. Şunu da ilâve edelim ki, avamdan bulunan kimselerin ilim ve irfan ile şöhret bulmuş zatlara emir ve men etmede bulunmaları uygun değildir. Böyle bir hareket, edepsizlik sayılır, kendi haklarında bilmeksizin bir zarara sebep olabilir.