İlmihal Kategorileri

Umre, Temettü ve Kıran Haccı Hakkında Tatbikat, Hedy'in Mahiyeti ve Hükümleri

UMRE HAKKINDA TATBİKAT

       Yukarıdaki tatbikat, yalnız haccı ifrad hakkındadır. Yalnız umre yapmak isteyen kişi ise şu şekilde hareket eder.

       1- Bu şahıs, taşralı olduğuna göre mikatta; Mekke-i mükerreme ahalisinden olduğu takdirde Mekke-i mükerreme'nin haremi dışında ihrama girer, evvelce beyan edildiği şekilde elbisesini çıkarır, peştemal ile örtüye bürünür.

       ALLAH'ümme inni üridül umrete feyessirha lî vetekabbelha minni. Yarabbi!. Ben umre yapmak istiyorum, onu bana kolay et ve onu benden kabul buyur, diye yalnız umreye niyet eder, ve "Lebbeyk ALLAH'ümme lebbeyk…" diye telbiyede bulunur. Hac için ihrama giren bir kimsenin kaçınacağı şeylerden bu da kaçınır, yolculuğu esnasında telbiyeye devam eder.

       2- Mekke-i mükerreme'ye girince umre için tavafta bulunup bildiğimiz şekilde Beytullah'ın etrafında yedi defa dolaşır, Hacer-i Esved'i her defasında selamlar, ilk üç dolaşmasında sürat gösterir, tekbir ve tehlilde bulunur.

       3- Bu tavaftan sonra Safâ ile Merve arasında evvelce yazıldığı şekilde sa'y eder. Daha sonra başının saçlarını tıraş ettirmek veya kısmen kestirmek suretiyle umresini tamamlamış, ihramdan çıkmış olur. Artık Mekke-i mükerreme'de kaldıkça Kâbe-i muazzama'yı dilediği vakit tavaf edebilir ve dilediği münasip elbiseyi giyebilir. Kendisine evvelce helal olan şeyler, yine helal olmuş olur.

       Tavafın dört şavtı, umrenin rüknüdür. Geri kalan üç şavt = devir ile Safâ ve Merve arasında yedi defa yürümek, daha sonra saçları tıraş etmek veya kısmen kestirmek de umrenin vaciplerindendir.

       Umrenin şartları da, vakit müstesna olmak üzere haccın şartları gibidir. Bundan dolayı ihram da umrenin bir şartıdır.

       Umrenin sünnetleri, edepleri de haccın Safâ ile Merve arasında ki sa'yin'den itibaren sonuna kadar olan sünnetleri ve edepleri gibidir.

HACCI TEMETTÜ HAKKINDA TATBİKAT

       Evvelce de yazıldığı üzere haccı temettü, hac ile umreyi başka başka iki ihram ile bir arada yapmaktır. Taşradan gelen hacılar, ihramda fazla kalmamak için en fazla bu haccı temettü'yü tercih ederler. Şöyle ki:

       1- Bir taşralı Mikat'ta ihrama başladığı zaman: "Ya Rabbi! Ben umre etmek istiyorum! Bu umreyi bana kolay kıl ve bunu benden kabul buyur!" diye niyet ederek telbiyede bulunur, iki rekat namaz kılar, diğer hususlara da riayet eder.

       2- Mekke-i mükerreme'ye girince umre için Kâbe-i muazzama'yı usulüne göre yedi kere tavaf eder, sonra iki rekat namaz kılar, sonra da çıkıp Safâ ile Merve arasında "Sa'y" denilen hareketi yapar. Bunu müteakip de saçlarını tıraş ettirir veya kısmen kestirir, umresini bitirmiş olur.

       3- Bu şekilde umresini yapmış olan şahıs, tehallül etmiş, yani ihramdan çıkmış olur. Mekke-i mükerreme'de hiç ihrama girmemiş şahıslar gibi bir halde bulunur, her zamanki elbisesini giyinir. Mübah olan diğer şeyleri yapabilir.

       4- Bu kimse, Mina'ya çıkılacak gün veya daha evvel Mekke-i Mü-kerreme'de tekrar ihrama girip hacca niyet eder, telbiyede bulunur ve yalnız hac için niyet etmiş olan bir kimse gibi (evvelce beyan ettiğimiz) hac vazifelerini tamamıyla yerine getirmeye çalışır, bundan başka Mina'da bir kurban da keser.

       Bu kurban, hac ile umreyi bir arada yapmaya muvaffak olmanın bir şükrânesidir. Cemre-i Akabe (büyük şeytan) taşlandıktan sonra tıraştan veya saçları kestirmeden evvel kurban kesme günlerinden birinde kesilir. Bu bir koyun olabileceği gibi, kurban kesilecek bir devenin veya sığırın yedide bir hissesi de olabilir. Böyle bir kurban kesmekten âciz ise üç gün Arefe gününde bitmiş olmak üzere hac esnasında, yedi gün de bayram günleri çıktıktan sonra veya beldesine döndükten sonra oruç tutar ki bu, vacip olan bir vazifedir.

       5- Bu tatbikat, haccı temettüde bulunup Mekke-i mükerreme'ye hedy olarak beraberinde kurban götürmemiş veya göndermemiş olan bir şahsa göredir. Eğer böyle bir kurban bulunursa, sadece umreyi yapmakla ihramdan çıkılmış olmaz. Bilakis umre için tavaf eder, sa'yde bulunur. Bununla beraber terviye gününe, yani Zilhicce'nin sekizinci gününe kadar ihramda kalır. Bunu müteakip hac için ihrama niyet eder. Geri kalan hac vazifelerini yerine getirmeye devam ederek kurban bayramının ilk gününde bu şükran kurbanını keser. Daha sonra saçlarını tıraş ettirir veya kısmen kestirir. Artık o anda iki ihramdan çıkmış olur.

HACCI KIRAN HAKKINDA TATBİKAT

       Malûm olduğu üzere haccı kıran, hac ile umrenin ihramını cem etmek; yani ikisi için birden ihrama girmektir. Şöyle ki:

       1- Haccı kıranda bulunacak şahıs, mikat yerinde veya daha evvel umre ile hacca birlikte niyet edip iki rekât namaz kılar. Sonra: "Ey ALLAH'ım! Ben umre ile hac yapmak istiyorum! Bunları bana kolay kıl! Bunları benden kabul buyur!" diye dua eder. Telbiyede bulunur, ihramlı kimse için yasak olan hususlara tamamıyla riayet etmeye çalışır.

       2- Bu şahıs, Mekke-i mükerreme'ye girince evvelâ umresini yapar, Beytullah'ı tavaf eder, Safâ ile Merve arasında sa'y eder. Sonra haccın vazifelerini (evvelce yazıldığı şekilde) yapmaya başlar. Bu haccı kıran'a muvaffak kılınmasından dolayı hacc-ı temettü'de olduğu gibi bir şükrâne olarak, yalnız Cemre-i Akabe'yi (büyük şeytanı) kurban bayramı birinci günü taşladıktan sonra, saçlarını tıraştan veya kestirmeden evvel bir kurban keser ki, bu vaciptir. Bunu bulup kesemeyecekse, üç gün arefe gününde bitmiş olmak üzere oruç tutar, yedi gün de bayram günleri çıktıktan sonra dilediği vakit tutar ki toplamı on gündür. Bunlar ayrı ayrı günlerde de tutulabilir.

       3- Haccı kırana niyet eden şahıs umresini yapmadan Arafat'a gidecek olsa, umresini bozmuş olur. Artık kendisine bu şükran kurbanı vacip olmaz. Şu kadar var ki, umreyi kaza etmesi ve bunu bozmuş olmasından dolayı bir ceza olarak kurban kesmesi lâzım gelir.

       Haccı temettü ile haccı kıran, taşralılara mahsustur. Mekke-i Mükerreme'de veya Mekke ile mikat arasında bulunanlar bunu yapmazlar. Çünkü bu hacları yaparken bir aralık, aile efradının yanına dönüp gitmemeleri lâzımdır. Bunların ise bu esnada aile efradından uzaklaşmaları müşküldür.

HEDY'İN MAHİYETİ VE HÜKÜMLERİ

       ALLAH Teâlâ'ya manen yakınlaşmak için veya bir cinayetten dolayı bir keffaret olarak kesilmek üzere Harem-i şerif'e götürülen veya kendisi veya parası gönderilen kurbana "hedy" denir ki, en az bir yaşındaki koyun ile altı ayını doldurup bir yaşındaki koyun gibi görülen toklu ve beş yaşını tamamlamış deve ile iki yaşını bitirmiş olan sığır hayvanından olur. Bunların erkekleriyle dişileri müsavidir. Kurbandaki vasıflar bunlarda da aranır.

       Koyun cinsinden olan kurbana "dem" denir, diğerlerine de "bedene" denir. Hedy'in en iyisi bedenedir.

       Bir hayvanın hedy olması, ya açıkça veya herhangi bir işaret ile olur.

       Mesela "hedy" için denilerek satın alınıp Mekke-i mükerreme'ye gönderilen bir koyun, açıkça hedy olmuş olur. Hedy olmasına kalben niyet edilen bir koyun veya hedy olmasına niyet edilmeksizin kesilmek için Mekke-i mükerreme'ye gönderilen bir koyun veya deve de delâleten hedy olmuş olur.

       Hedy hayvanına binilmesi, yük yükletilmesi, bir zaruret bulunmadıkça caiz değildir, tazime aykırıdır. Bu yüzden kıymetine noksan gelirse, bu noksan miktarı sadaka vermek lâzım gelir.

       Hedy kurbanının sütünü sahibi içmez, hatta etini yemesi kendisine caiz olan kısımdan olsa bile. Memelerini soğuk su ile yıkayarak sütünü kesmeye çalışır, ancak hayvana zarar verirse, o halde sütünü fakirlere sadaka olarak verir. Sahibi bundan istifade etse veya bu sütü zengin kimselere verse, bedelini sadaka olarak vermesi lâzım gelir.

       ALLAH rızası için teberru edilen bir şeyin bizzat kendisini sadaka olarak vermek caiz olduğu gibi, kıymetini ve bir rivayete göre benzerini sadaka vermek de caizdir.

       Bundan dolayı bir kimse kendi koyunlarından muayyen birini hedy olmak üzere tayin etse, bunun kıymetini veya benzerini hedy olarak Harem-i şerif'e gönderebilir.

       Nafile olarak gönderilen hedy, yolda çalınsa veya telef olsa, yerine başkasını göndermek icap etmez. Vacip olarak gönderilmiş olunca yerine başkasını göndermek icap eder. Fazla kusurlandığı takdirde de hüküm böyledir. Ancak sahibi zengin değilse, o halde bu kusurlu hedy de yeterli olur.

       Aynı şekilde Harem'de kesilip de eti henüz dağıtılmadan çalınsa, artık başkasını kesmek lâzım gelmez. Çünkü bu vacip, yerinde yapılmıştır.

       Evvelce de yazıldığı üzere haccı temettü ile haccı kırandan dolayı hedy vaciptir. Bunun koyun cinsinden olması da yeterlidir. Bu kurban, bayramın birinci, ikinci veya üçüncü gününde kesilebilir. Fakat birinci gününde kesilmesi daha faziletlidir. Bu, bir şükran kurbanı olduğundan bunun etinden sahibi de yiyebilir. Geri kalanını Mekke-i Mükerreme fakirlerine dağıtmak daha faziletlidir.

       Hac mevsiminde nafile olarak Harem-i şerif'te kesilen her cins kurban da birer hedydir. Bunların etlerinden sahipleri de yiyebilirler.

       Hacca ait cinayetlerden, yani yapılması yasak olan şeyleri yapmaktan dolayı birer ceza veya keffaret olarak kesilecek kurbanlar da hedy kısmındandır. Bunların etlerinden sahipleri ve sahiplerinin hanımlarıyla usul (ana-baba, dedeleri-nineleri) ve füru (çocukları-torunları) yiyemezler. Çünkü bunlar; zekât, adak kurbanı, ve fıtır sadakası mesabesindedirler. Yiyecek olsalar, kıymetini fakirlere ödemek lâzım gelir.

       Bedene cinsinden olan kurbanların, nafile, veya adak veya hacc-ı temettü ile hacc-ı kıran için olunca taklid edilmeleri, yani kendilerine birer kurbanlık alâmeti konulması müstehaptır. Bu başkaları için yapılması uygun güzel bir örnek teşkil eder. Fakat ceza ve keffaret kurbanlarına böyle bir alâmet konulmamalıdır. Çünkü bunların teşhir edilmesi değil, gizli tutulması münasiptir.

       Hedy kurbanlarının kesilecekleri yer, mutlaka Mekke-i Mükerreme'nin haremidir. Bunların Mina'da kesilmesi şart değildir. Şu kadar var ki yolda sakatlanmış olan bir nâfile hedy, yolda kesilebilir. Bu halde etinden yemek sahibine helâl olmaz, tamamını dağıtmak lâzım gelir. Çünkü bunun etinden sahibinin yiyebilmesi, bunun mahalline, yani Harem-i şerif'e kavuşması şartına bağlıdır.