İlmihal Kategorileri

Peygamberlere Olan İhtiyaç

       Malumdur ki ALLAH Teâlâ, kendisinin mukaddes varlığını, birliğini bilmeleri için ve kendisine ibadet ve itaatte bulunmaları için insanları yaratmış, onları diğer birçok yaratılmışlar arasında akıl ile, fikir ile seçkin kılmıştır. Bunun için bir insan kendi aklını, fikrini güzel kullandığı takdirde, kendisini yaratan, kendisine düşünme kabiliyetini veren bir yaratıcının varlığını sezer, kendisinin ve kendi çevresini kaplamış olan varlıkların öyle gelişi güzel kendiliklerinden var olmamış olduğunu anlar, bu sebeple kendisinde bir uluhiyet düşüncesi uyanır, bir muazzam yaratıcının eseri olduğuna hükmedebilir.

       Fakat o büyük yaratıcıyı şanına layık bir şekilde bilemez, onun rızasına uygun olan ibadetlerin nelerden ibaret olacağını kestiremez, kendi yaratılışındaki hikmetin neden ibaret bulunduğunu anlayamaz, insanların birbirine karşı olan haklarını, vazifelerini layıkı ile tayin edemez. Nihayet yaratılışına aykırı yürür de haberi olmaz, vahşette cehalette kalır da farkına varamaz, ebedi saadetten mahrum olur da bunu evvelce anlayıp yüreği sızlamaz.
       Nitekim Peygamberlerin varlığından haberleri olmayan veya Peygamberlerin bildirdikleri hakikatleri bozup değiştiren birçok milletler, sapıtmış insanlığa yakışmayacak bir duruma gelmiş, aralarında her türlü vahşicesine haller türemiş, insanlara, ağaçlara, taşlara tapınıp durmakta bulunmuşlardır.
       İşte insanları bu gibi çirkin, korkunç hallerden kurtarmak, insanlara dini ve dünyevi vazifelerini öğretmek, kendilerine uyanları dünyada da ahirette de selâmete, saadete erdirmek için birer ilahi rehber olan peygamberlere ihtiyaç vardır.
       Bu sebeple ALLAH Teâlâ kendi fazl ve keremiyle insanlara Peygamberler göndermiş ve bu şekilde insanlar hakkında "Hüccet-i ilahiyesi = ALLAH'ın göndermiş olduğu delili" tamam olmuş, artık kimsenin "Ne yapayım! ALLAH'ı bilemedim. ALLAH'a dair bilgi edinemedim!" demeye imkanı kalmamıştır.
       Peygamberlerin en büyüğü ve en sonu -evvelce de söylediğimiz gibi- bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V)'dir.
       Evet… Hz. Muhammed (S.A.V) bütün yeryüzündeki milletlerin kıyamete kadar en son peygamberidir. Onun yaymış olduğu din, bütün insanlara aittir, onun bildirdiği İslam dini, en umumi, yaratılışa en uygun ve her zaman için hikmet ve maslahata uygun, ebedi bir dindir. O Mübarek Peygamberin kitabı, O'nun bütün talimatları hiçbir değişikliğe uğramaksızın kıyamete kadar korunmuştur.
       Kısacası, insanlık, öteden beri peygamberlere muhtaç bulunmuştur. Peygamberlere uymaksızın Hakkı bilip Hakka ereceğini iddia eden bir gafile soralım ki: Eğer peygamberlerin varlıklarından habersiz bulunan bir muhitte yetişmiş olsa idi, kendisinde ulûhiyet fikri hakkıyla parlayabilecek mi idi? Dini ve dünyevi vazifelerini takdir ve tayin edebilecek mi idi? Kendi vicdanında yüksek hakikatlere karşı bir cazibe bulunabilecek mi idi ?
       Zavallı adam! Kendi ruhunda sönük sönük parıldamaya başlayan bazı ulvi fikirlerin kendisine nereden geldiğini hiç düşünmemektedir. En basit fenlerde, en kolay işlerde bile üstada, rehbere muhtaç olan biçare insanlar, nasıl olur da ilahi bir ilimde, en mühim bir mevzuda, gayb alemine ait hakikatlerde bir rehbere ihtiyaçtan kendilerini beri görebilirler?
       Doğrusu budur ki peygamberlere olan lüzumu, ihtiyacı hiçbir hakiki mütefekkir inkâr edemez.

Fatır Suresi 24

"… Hiçbir millet yoktur ki, kendilerine mutlaka bir peygamber gelip geçmiş olmasın." (Fatır Suresi 24)