İlmihal Kategorileri

Peygamber Efendimize Cihad İzni Verilmesi ve Karşısında Bulunan Başlıca Gayrimüslimler

RESULÜ EKREM (S.A.V) EFENDİMİZE CİHAD İZNİ VERİLMESİ VE KARŞISINDA BULUNAN BAŞLICA GAYRİMÜSLİMLER

Malûmdur ki, Peygamber Efendimiz, bütün alemlere rahmettir. O, insanlık alemini bir kardeşlik dairesinde yaşatmak, yükseltmek isterdi. Karanlıklar içinde kalmış muhitleri hidayet nurlarıyla aydınlatmaya çalışırdı. Bunun için kavmine pek güzel nasihatler verdi, on üç seneden fazla şefkat ve nezaket gösterdi. Ne yazık ki onlardan bir çokları bu saadeti takdir edemediler. Müslümanların hayatlarına kasdetmekten geri durmadılar. Sonunda onları yurtlarından çıkmaya da mecbur ettiler. Fakat bununla da kanaat etmediler, diğer Arap kabilelerini de ehli islam aleyhine harekete geçirmeye çalıştılar.

Bir takım şairler vasıtasıyla müslümanların izzetinefislerini rencide etmekten sıkılmadılar. Artık yalnız nasihatle, nezaketle hareket zamanı geçmiş, müslümanlar kuvvet bulmuş, islam faziletini, medeniyetini bütün dünyaya yaymak zamanı gelmişti.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)in hicretinin birinci senesi idi ki, Hak Teâlâ tarafından cihad için müslümanlara izin verildi, islam dinini söndürmek isteyenlere karşı kuvvet kullanılmasına müsaade olundu. Bunun üzerine birçok gazalar yapıldı, seriyye (küçük birlik)ler tertip edildi. Bütün bunlar, İslam hayatını müdafaa yolunda olmuştur.

Resulü Ekrem Efendimiz’in bizzat bulunduğu savaşlara “Gazve” denilmiştir. Çoğulu “Gazevat”tır. Ashab-ı Kiram’dan bir zatın kumandasıyla savaşa giden az bir kuvvete de “seriyye” adı verilmiştir. Bir seriyye, en az beş, en fazla dört yüze kadar seçkin erlerden oluşan bir askerî birlik demektir. Gazvelerin adedi, yirmi yedidir. Seriyyelerin adedi de kırk dört veya elli altıdır. Biz bunların meşhurlarına dair biraz malûmat vereceğiz.

Resulü Ekrem Efendimiz’in karşısında bulunan başlıca gayrımüslimlere gelince, bunlar, üç sınıf idiler. Şöyle ki:

Birinci sınıf: Mekke-i Mükerreme’de bulunup henüz iman etmemiş olan Kureyş kabilesi idi. Bunlar, baştan beri müslümanların en büyük düşmanı kesilmişlerdi. Peygamber Efendimiz Mekke’de bulundukça bunları şefkatle ve nezaketle, güzel, hikmetli öğütlerle yola getirmeye çalıştı. Fakat bunların bu fenalıkları hicretten sonra da devam ettiğinden artık kendilerine karşı silâh kullanılmasına mecbur kalınmıştı.

İkinci sınıf: Tarafsızlar idi ki, bunlar işin sonunu gözlüyorlardı. Bunların bir kısmı müslümanları severlerdi. “Beni Huza’a” gibi. Diğer bir kısmı da müslümanların ilerlemelerini istemezlerdi. “Beni Bekr” kabilesi gibi.

Üçüncü sınıf da: Aralarında ittifak ve antlaşma yapılmış olanlar idi ki, bunlar yahudilerden “Benî Kureyza” ile “Benî Nadir” ve “Benî Kaynuka” kabileleri idi. Bunlar, hicretin birinci senesinde Hz. Peygamber ile anlaşma yapmışlardı. Bunlar, müslümanlara asla saldırmayacaklardı. Buna karşılık olarak da kendileri dini ayinlerini serbestçe yapabilecekler, malları, canları korunmuş olacaktı. Fakat bunlar verdikleri sözde durmayıp müslümanların aleyhinde bulunmuşlardır.

Yukardaki üç sınıftan başka bir de “münafıklar” topluluğu ortaya çıkmıştı. Bunlar, dıştan müslüman görünüyor, fakat kalben müslümanlığın aleyhinde bulunuyor, fitne fesada çalışmaktan geri kalmıyorlardı. Hazreç kabilesinden “Abdullah b. Übeyy b. Selül” ve Evs kabilesin-den “Haris b. Süheyl” gibi.

Bir de bir kısım şairler vardı ki bunlar vaktiyle kabilelerinin en büyük adamları sayılırlardı. Yazdıkları manzumelerle insanların fikirlerine hakim bulunurlardı. Bunlar, cahilane bir gayret ile müslümanlığın aleyhinde şiirler söylerler, putperestliği teşvik ederlerdi. “Übeyye b. Ebi Salt” bunlardandır.

Bu gayrimüslim şairlere karşı müslümanların da pek güzide şairleri vardı. Bu zatlar, İslâm dinini müdafaa eder, gayrimüslim şairlere cevap verirlerdi. Ensar-ı Kiram’dan Hassan b. Sabit, Ka’b b. Malik ve Abdullah b. Revaha gibi.