İlmihal Kategorileri

Müslümanlıkta Maddi ve Manevi Temizlik

MÜSLÜMANLIKTA MADDÎ VE MANEVÎ TEMİZLİK

       İslâm dini, gerek maddî ve gerek manevî, ruhî taharet ve temizliğe büyük bir ehemmiyet vermiştir. Bu iki kısım temizlik arasında büyük bir ilgi vardır. Bunlardan biri diğerinden ayrılamaz. Hattâ bunlardan her biri bir bakımdan maddî ise, diğer bir bakımdan da manevîdir. Abdest gibi.

       Müslümanlıkta maddî şeyler ile kirlenen bir vücudu bir elbiseyi, bir mekânı temizlemek bir vazife olduğu gibi, günah denilen manevî fenalıklarla kirlenmiş olan bir ruhu temizlemek de bir vazifedir.

       Başlıca maddî temizlikler şunlardır:

       1- Müslümanlıkta her ne sebeple kirlenen bir vücudu, bir elbiseyi, bir yeri ve benzeri şeyleri su ile temizlemek bir esastır. Bu temizlik işi, temizlenecek şeyin haline göre farz, sünnet veya müstehaptır.

       2- Müslümanlıkta namaz kılabilmek için abdest almak ve icab edince gusl etmek farz olan bir temizlik vazifesidir.

       3- Müslümanlar için yüzde, kulakta, burunda, tırnaklarda saç ve sakalda bulunan kirleri gidermek, saçları tarayıp bağlamak, insanların nefretine meydan vermemek, sünnet olan bir temizlik vazifesidir.

       4- Her müslüman için haftada bir kere olsun vücudunu yıkamak müstehaptır. En faziletli olan Cuma gününde yıkanmaktır. Çünkü Cuma müslümanların bir bayramıdır, bir toplantı zamanıdır, o günde her yönüyle temiz olmak pek güzeldir.

       5- Müslümanlar için uzanan tırnakları ve fazla uzanan bıyıkları kesmek müstehaptır. Sakalda sünnet olan bir tutam miktarıdır. Ondan fazlasını kesmekte bir sakınca yoktur.

       6- Kol altındaki ve kasıklardaki tüyleri yolmak veya tıraş etmek müstehaptır. Bunlar haftada veya onbeş günde bir temizlenmelidir. Kırk gün kadar hali üzerine bırakmak tahrimen mekruhtur.

       7- Erkeklerin veya kadınların temizlenmek için kendilerine mahsus hamamlara gitmelerinde bir sakınca yoktur. Umumî bir ihtiyaçtan dolayı bu, caiz görülmüştür. Yeterki avret mahallerini örtsünler. Erkeklerin kendi aralarında, kadınların da kendi aralarında peştemal bağlamayarak açık bir halde yıkanmaları haramdır. Hattâ bir kimse, yalnız başına bir yerde yıkanacağı zaman bile peştemal bağlamalıdır. Edebe uygun olan budur. Tenha bir mahalde peştemalı sıkmak veya temizlik yapmak için az bir müddet peştemalsız durmak caiz olabilir.

       8- Hamamda vücudun baştan göbeğe ve dizlerden topuklara kadar olan kısmını tellak “keseci”ye oğdurmakta bir sakınca yoktur. Fakat bazı alimlere göre bir zaruret bulunmadıkça, bu oğdurmak mekruhtur. Göbek ile dizler arasındaki kısmı oğdurmak ise, caiz görülemez. Ayakları oğdurmak da mürüvvete aykırıdır. İhtiyacından dolayı bu hizmeti gören bir şahsı o kadar aşağılamamalıdır.

       Başlıca manevî temizlikler de şunlardır:

       1- Kalbleri güzel ahlak ile, güzel ameller, emeller ile temizlemeye, süslemeye, nurlandırmaya çalışmalıdır. Manevî temizlik, bunlar ile ortaya çıkar.

       2- Günahlar ile kirlenen ruhları, kalbleri tövbe ile, istiğfar ile temizlemeğe çalışmalıdır. Malumdur ki, günahlar kebair “büyük” ve sağair “küçük” diye iki kısımdır. Kebâirin, yani büyük günahların başlıcaları şunlardır: ALLAH Tealâ’yı inkâr etmek, ALLAH Tealâ’ya şirk (ortak) koşmak, kesin olarak sabit olan bir dinî hükme inanmamak ki, bu üçü -El'iyazübillâh = Bundan ALLAH’a sığınırız- kafirliktir. ALLAH’ın rahmetinden ümidini kesmek, ALLAH’ın azabından, gazabından emin olmak, günah üzerine ısrar etmek, yani herhangi bir günahı daima işleyip durmak, namazı orucu terketmek ALLAH yolunda cihaddan kaçınmak, anaya, babaya asi olmak, yalan yere şahitlik ve yemin etmek, bir kimseyi haksız yere öldürmek, bir kimsenin bir uzvunu haksız yere kesmek veya sakat bir hale koymak, faiz alıp vermek ve hırsızlık yapmak, rüşvet almak, yetimlerin mallarını yemek, zina ve livata denilen rezaletleri işlemek, iffetli kadınlara fuhuş isnad etmek. İşte bunlar, dereceleri farklı birer büyük günahtır, Diğer bir çok günahlar da birer küçük günahtır.

       3- Günahların bir kısmı, yalnız ALLAH Teala'nın hakkına aittir. Diğer bir kısmı da insanların haklarıyla alakalıdır. Birinci kısımda insan, kalben pişman olup ALLAH Tealâ'dan af ve rahmet dilemeli, bir daha öyle bir günahda bulunmamaya kesinlikle karar vermelidir. Ve o günah, kafir olmayı gerektirecek bir mahiyette ise, hemen tecdid-i iman (imanı tazelemek), tecdid-i nikâh (nikahı tazelemek)de bulunmalıdır. Namaz gibi, oruç gibi kazası lâzım gelen bir ibadetin terkinden ibaret ise, hemen bunu kazaya çalışmalıdır.

       Günahların insanlarla alakalı kısmında ise, yine kalben bir pişmanlık duyarak hem ALLAH Tealâ'dan af dilemeli, hem de hakkına tecavüz edilen kimseden, mümkün ise, helâllik istemelidir, kendisini razı etmeye ve tecavüz edilen hakkı ödemeye çalışmalıdır. Ruhların “Seyyiât” denilen günah kirlerinden temizlemesi, ancak bu sayede mümkün olabilir.

       Görülüyor ki, mukaddes İslâm dini hem maddî, hem de manevî temizlikleri birer dinî hükme bağlamış, bunları sadece insanların keyiflerine bırakmamıştır. Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz de:

” Nezafet imandandır.” (İbni Hıbban; No:5459; 7/410)

mealindeki bir hadîs-i şerîfiyle temizliğe bir kutsallık vermiş, onun ehemmiyetini göstermiştir. Diğer bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyurulmuştur:

“Şüphe yok ki ALLAH Tealâ temizdir, temizi sever, naziftir, nezafeti sever, kerîmdir, keremi sever, cömerttir, cömertliği sever. Artık evlerinizin çevresini temiz tutunuz, yahudilere benzemeye çalışmayınız.” (Tirmizi Edeb:41; No:2799; 5/ 111)

       Malûmdur ki ALLAH Tealâ bizleri bir imtihan için yaratıp bu dünyaya getirmiş, bir takım vazifeler ile mükellef tutmuştur. Bizim maddi-manevi temizliğimiz, saadetimiz ancak bu vazifelere riayetle gerçekleşir. Bu vazifeleri yapmayanlar, yaratıcımızın mukaddes emirlerine muhalefet etmiş olurlar. Böyle bir kimsenin kıymeti alçalmış, kalbi kararmış, ruhu kirlenmiş, kendisi azaba müstehak olmuş olur. Artık bu halde yapılacak şey tövbedir, istiğfardır, hayatın gayesine göre harekettir. Kirlenen bir ruhun temizliği ancak bunlar ile mümkündür.

       İnsan, tertemiz günahsız bir halde dünyaya getirilmiştir. Artık kirli, günahkâr bir halde ahirete gitmekten sıkılmalıdır. İnsan bir kere düşünmelidir, kendi yaratıcısının, mabudunun mukaddes emirlerine karşı nasıl isyan edebilir? İnsanın ruhu böyle bir isyandan dolayı sızlamalı değil midir? İnsan, kudret ve azametinin sonu olmayan büyük yaratanından korkmalı, O'nun, her an nail olduğu nimetlerini düşünerek utanmalı değil midir?

       Bununla beraber insan, insanlık hali, günahdan uzak kalamıyor. Yeter ki bu günahtan dolayı kalbi sızlasın, ruhunda pişmanlık duysun, hemen ALLAH'ına yönelsin, günahının affedilmesini dilesin, daha tövbe imkânları elde iken günahtan kurtulmaya çalışsın.

ALLAH Tealâ Hazreteri:

“Ey müminler! Hepiniz ALLAH’a tevbe ediniz ki, kurtulabilesiniz” (Nur suresi: 31)

buyuruyor. Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz de:

“Günahından tövbe eden günah işlememiş kimse gibidir.” (İbni Mace; Zühd:30; No: 4250; 2/1419)

buyurmuştur. Artık bizim vazifemiz, günahlarımızdan dolayı, için için yanıp yakılarak hakka yürümektir. Ve seyyid-i istiğfar denilen şu mübarek cümle ile Hak Tealâ Hazretlerinden tevbe ve istiğfar edici olarak af ve mağfiretler dilemektir.

“Estağfirullah. el-azim ellezi la ilahe illa hü el-hayye'l-kayyüme ve etübü ileyh.”

“Hayy, Kayyüm ve Yüce olan ALLAH'tan mağfiret dilerim ve Ona tevbe ederim. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur.”

“Yarabbi! Bizi uyandır, bizim dualarımızı, tövbelerimizi kabul buyur, Amîn. Ve’l-hamdüleke ya rabbe’l-âlemîn. (Bütün hamd-ü senalar sana mahsustur, ey âlemlerin Rabbi!)”