İlmihal Kategorileri

Müslümanlıkta Kazancın Ehemmiyeti, Muhtelif Kazanç Yollarının Üstünlük Dereceleri

MÜSLÜMANLIKTA KESB = KAZANCIN EHEMMİYETİ

       Müslümanlıkta kesb, yani kazanç sahasına atılmak, esasen ilim gibi bütün müslümanlara ait, pek ehemmiyetli bir vazifedir. Hattâ bir hadis-i şerifte:

“Kazanç aramak müslüman olan her erkek ve kadın için bir farzdır.” (Beyhaki es-Sünenü’l-Kübra; İcara; No:11908; 9/56 (Benzeri))

buyurulmuştur.

       Çünkü herhangi bir müslüman, mükellef olduğu vazifeleri ancak kazanç sayesinde yerine getirebilir. Bu vazifelerin yapılması kuvvet ile sıhhate bağlıdır. Kuvvet ve sıhhat ise, gıdaya ve diğer hususlara bağlıdır. Gıda ve diğer hususlar ise, ancak kazanç vasıtasıyla elde edilebilir. Bu sebeple kazanç meydanına atılmak da mühim bir vazifedir, bir farzdır. Şöyle ki:

       Herhangi bir müslüman için kendi nefsini ve nafakaları üzerine lâzım gelen kimseleri geçindirmeye ve borçlarını ödemeye yetecek miktar helâlinden kazançta bulunmak bir farzdır. Nitekim bir hadîs-i şerifte:

“Her müslüman üzerine helâli aramak vaciptir.” (Taberani; el-Mu'cemü’l-Evsat: No:8606; 9/278)

buyurulmuştur.

       Fakirlere yardım, gariplere iyilik yapmak için yeterli miktardan fazla kazanç, övülmüştür, güzel görülmüştür. Böyle bir kazanç nafile ibadetten daha faziletlidir. Çünkü bunun faydası başkalarına da dokunmaktadır.

       Geniş bir imkana sahip olmak, daha fazla nimetlenmek için daha çok miktarda kazanmak, mubahtır. Bir hadîsi şerif de:

“Salih insan için salih mal ne güzeldir.” (Beyhaki Şüabu’l-İman: No:1248; 2/91)

meâlindedir.

       Halka karşı kibirlenmek ve övünmek için yapılan kazanç haramdır. Hatta helâl bir yolda yapılmış olsa, bile. İnsanlara karşı servetiyle, mevkii ile çalım satan kimseler, yarın ahirette Hak Tealâ Hazretleri'nin gazabına uğrayacaklardır.

MUHTELİF KAZANÇ YOLLARININ ÜSTÜNLÜK DERECELERİ

       Başka başka kazanç yolları vardır. Bunların en faziletlisi, evvelâ cihat yoludur. Sonra ticarettir, sonra ziraattır. Bazı alimlere göre ziraat, ticaretten daha faziletlidir. Daha sonra da sanattır.

Şöyle ki:

       Müslümanlar için icap ettiğinde cihat meydanına atılıp İslâmiyeti yükseltmeye, İslâm yurdunu, İslâm varlığını müdafaaya çalışmak bir farzdır. Bu farzın dâiresi, lüzumuna göre genişler, eli silâh tutan müslümanların bir kısmına ve yeterli olmazsa, hepsine yönelen farz bir vazife olur. Bu uğurda düşman ile çarpışan, düşmanı tepeleyen İslâm mücahidleri gazi, hayatlarını feda edenler de şehit ünvanını alırlar.

       Şehitlere ölü denilmesi doğru değildir. Onlar ebedî bir hayata sahiptirler. Onlar, ALLAH Tealâ'nın manevî huzurunda rızıklandırılıp dururlar. Bu sebeple şehitlik büyük bir mertebedir. İşte bu cihad neticesinde müslümanların galip gelip ganimet malları elde etmeleri, en faziletli bir kazançtır. Çünkü bununla düşman kahredilmiş, din ile dünya birleştirilmiş olur. Bu mallar, velîyyülemr tarafından bir orana göre mücahidlere taksim edilir. Bu malları mücahidlerin kendi kendilerine almaları, intizama engel, başka mücahidlerin ve beytülmalın hukukuna aykırı olduğu için helâl değildir.

       Müslümanlıkta ticaret de pek kıymetli bir kazanç yoludur. Ticaret, toplumların refahına, yükselmesine sebeptir. Bir hadîs-i şerifte:

“Rızkın onda dokuzu ticarettedir” (Deylemi Firdevs: No:2879; 2/176)

buyurulmuştur. Diğer bir hadîs-i şerifte de:

“Doğru muameleli, müslüman bir tacir Peygamberler ile, sıddıklar ile, şehidler ile haşr olur.” (Tirmizi; Büyü':4; No:1209; 3/515; İbn-i Mace; Ticarat:1; No:2139; 2/724; Darimi; Büyû':8; No:2539; 2/322)

buyurulmuştur.

       Müslümanlıkta ziraat da pek mühim bir kazanç yoludur. Bunun faydası pek umumîdir. Ekincilik, insanlıkla beraber doğmuştur. Bununla ilk uğraşan zat, Hazreti Âdem Aleyhisselâmdır. Bir hadîs-i şerifte:

“Rızkınızı yerin altında gizli bulunan şeylerde arayınız.” (Beyhaki; Şüabü’l-İman: No:1233; 2/87)

buyurulmuştur.

       Bu yüksek emir, ziraata da, madenciliğe de şâmildir.

       Müslümanlıkta sanat da pek makbul bir kazanç yoludur. Bir çok sanatlar vardır. Bunların bir kısmı, toplum hayatı için pek lâzımdır. İnsan, kendisine en faydalı, en güzel sanatlardan birini seçmelidir. Bir hadîs-i şerif:

“Sanat, fakirlikten emandır.”

mealindedir.

       Müslümanlarca tese'ül = dilenme esasen bir kazanç yolu değildir. Az çok kazanmaya gücü olan her müslüman için dilenmek haramdır. Bir müslüman, yüksek himmet sahibi bulunur, onun ruhu, dilenciliğe tenezzül etmez. Şu kadar var ki, kazanmaktan tamamen âciz olan bir kimse için dilenmesi lâzım gelir. Böyle âciz bir kimse, dilenmeyi bırakıp da açlıktan ölecek olsa, günaha girmiş olur. Çünkü kendisini tehlikeye atmış, bir nevi intihar etmiş bulunur. Böyle bir halde dilenmek ise, hayatın dayanılması mümkün olmayan ihtiyaçlarından ileri geldiği için bir zillet sayılmaz. Bir hadîs-i şerifte:

"Dilenme, kulun en son kazancıdır"

diye buyurulmuştur.

       Bir fakir, dilenmekten de âciz bir durumda bulunursa, halinden haberdar olan herhangi bir müslüman için ona bizzat veya bir aracı ile yemek yedirmek, onun hayatını kurtarmak yapılması gerekli bir vazife olur. Bu vazife yapılmazsa, bu hali bilen müslümanlar günahta ortak olurlar. Şunu da ilave edelim ki, bir günlük nafakası olan bir fakir için dilenmek helâl değildir.