İlmihal Kategorileri

Müslümanlıkta İnsanların Hayatça ve Organca Korunma Altında Olmaları

MÜSLÜMANLIKTA İNSANLARIN HAYATÇA VE ORGANCA KORUNMA ALTINDA OLMALARI

       İnsanların bizzat kendileri ve uzuvları hayatta olduğu gibi, öldükten sonra da her türlü saldırıdan korunmuş, hürmet edilmeye lâyıktır. Bu sebeple herhangi bir insanın hayatına haksız yere kastedilmesi haramdır, bir cinayettir. Aynı şekilde bir insanın herhangi bir uzvunu, kendi hayatına ait bir zaruret bulunmaksızın haksız yere kesmek, yaralamak da haramdır, bir suçtur. Nitekim bir insanı hadım yapmak, haksız yere dövmek de caiz değildir.

       İnsan, muhterem yaratılmış bir varlık olduğundan onun âzasından hiç biriyle koparılarak faydalanılamaz. Onun herhangi bir parçası: meselâ saçları, tırnakları veya çıkmış dişleri satılamaz, bunları gömmek lâzım gelir. Bu sebeple bir kadının saçları alınıp başka bir kadının saçlarına ilâve edilemez. Böyle bir hareket insanın şerefine bir tecavüzdür, bir çeşit sahtekârlıktan ibarettir ve diğer bir insanın bir parçasıyla faydalanmak mahiyetindedir. Hattâ bir kadın, kendi saçlarına kendisinin dökülmüş olan saçlarını da ilâve edemez, bu mekruh olmaktan uzak değildir. Fakat başka temiz bir yaratığın saçlarını ilâve edebilir.

       Yiyecek bir şey bulamayıp mecbur bir hale gelen bir insan, kendi vücudundan bir parça et koparıp yiyemez. Başka birisinin uzuvlarından birini de müsaadesiyle kesip yiyemez. Böyle bir emir ve müsaade sahih değildir. Fakat böyle zor durumda kalan bir kimse, bulacağı bir ölüden, hayatını kurtarabilecek miktarda yer, eğer yemez de ölürse, günaha girmiş olur. Nitekim oruç tutan bir kimse de ölünceye kadar bir şey yemezse günahkâr olur. Yine yenilecek bir şey bulunduğu halde yemeyip açlıktan ölen kimse de günahkar olur.

       Henüz ana rahminde bulunan bir cenîni düşürmek de caiz değildir, çirkin bir iştir, bir nevi cinayettir. Şu kadar var ki henüz hayat bulmamış bir cenîn, geçerli bir zaruret sebebi ile, tıbbî bir gerekçe neticesinde düşürülebilir.

       Bir de gebe bulunan bir kadın, vücudunun sıhhati için ilâç içebilir. Bunun tesiri ile vaki olacak düşükten dolayı mesul olmaz.

       Çocuk olmasın diye “azil”de bulunmak, yani meniyi cinsel organı dışarısına akıtmak uygun değildir. Hanımının rızası olmadıkça caiz olmaz. Ancak bir hastalıktan veya bir fitne fesattan korkulursa, o zaman caiz olur. Kısacası müslümanların nüfusunu azaltacak şeylere kalkışmak doğru görülemez.

       Bir müslüman için intihar, kendi kendini öldürmek ahirette büyük azapları gerektiren bir cinayet olduğu gibi, kendi ölümünü temenni etmek de caiz değildir. Bir kızgınlık veya geçim sıkıntısı yüzünden ölümü temenni etmek mekruhtur. Bir hadîs-i şerifte buyurulmuştur ki:

“Sizden biri kendisine gelen bir zarardan, bir felâketten dolayı ölümünü mutlaka temenni edecek ise, “Ya Rabbi! Benim hakkımda hayat hayırlı ise, beni yaşat ve eğer ölüm hayırlı ise, beni öldür.” diye dua etsin.” (Buhari; Mezra:19; No:5347; 5/2146 – Müslim; Zikir, dua, tövbe, istiğfar:4; No:2680; 4/2064 – Ebu Davud; Cenaiz:13; No:3108; 2/205)

       Bazı hayatî zaruretlerden dolayı insanlar üzerinde ameliyat yapmak caizdir. Meselâ içinde taş bulunan bir mesaneyi usulü dairesinde yarmak veya bütün vücuda yayılacak bir hastalıktan dolayı bir uzvu kesmek caizdir, bunda bir sakınca yoktur.

       Ölen bir kadının rahminde diri bir çocuk bulunsa, bu çocuğu kurtarmak için o kadının karnını sol tarafından yarmak lâzım gelir.

       Aynı şekilde bir çocuk, anasının karnında enine bir vaziyet alıp çıkarılması için parça parça edilmesinden başka bir yol bulunmazsa, bu vaziyet ise, anası için bir tehlike teşkil etse bakılır. Eğer çocuk canlı değilse parça parça edilerek çıkarılır. Canlı ise, bu şekilde çıkarılması caiz görülmemiştir. Çünkü bir hayat sahibini kurtarmak için diğer masum bir hayat sahibini parçalamak lâzım gelecektir. (ÖNEMLİ NOT: Bu gibi hususlarda günün tıbbi, teknolojik gelişmelerine göre hareket edilmelidir. Sezeryanla doğum gibi)

       İnsanlara faydalı, maddi-manevi temizliğe sebep olduğundan dolayı “Hitan=sünnet” ameliyesi, çok eski zamanlardan beri bir sünnet bulunmuştur.

       Malûm olduğu üzere erkek çocukların sünnet edilmelerine “hitan” denir. Bu, bir İslâm alâmetidir. Bunun müstehap olan vakti çocuğun yedinci yaşından on ikinci yaşına kadardır. Daha evvel de sünnet yapılması caizdir.

       Buluğ çağına eren bir kimse, sünnet edilmemiş ise, ya bizzat kendisi veya yapabilirse hanımı tarafından sünnet edilir. Bu mümkün olmayınca bir sünnetçiye müracaat olunur.

       Müslüman olan bir gayrimüslimin ihtiyarlığı sebebi ile sünnete tahammül edemeyeceği işin ehli tarafından haber verilirse bu sünnetten istisna edilebilir. Çünkü bir özür sebebi ile vacibin bile terki caizdir. O halde sünnetin terki öncelikle olur.