İlmihal Kategorileri

Müslümanlıkta Adab-ı Muâşeret

MÜSLÜMANLIKTA ÂDABI MUÂŞERET

       İslâm dini, insanların muaşeretine, yani, birbiriyle görüşüp konuşmalarına, medenî toplu bir halde yaşamalarına büyük bir ehemmiyet vermiştir. Müslümanların muaşeretlerinde samimiyet, tevazu, sadelik zorakilikten uzak, karşılıklı yardımlaşma, nezaket, hürmet, muhabbet, hayır severlik bir esastır.

       Müslümanlıkta halk ile muâşeretin çeşitli safhaları, mertebeleri vardır. Bir kısmı şunlardır:

1- Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü, açık kalpli olmak: Bir müslüman, daima güler yüzlü bulunur, hiç bir kimseyi dökülü bir çehre ile karşılamaz. Bir hadis-i şerifte:

“Şüphe yok ki ALLAH Teâlâ mülayim huylu, açık yüzlü kimseyi sever” (Deylemi, Firdevs; No:574; 1/156)

buyurulmuştur.

2- Herkes ile güzelce görüşmek, halka eziyet vermekten kaçınmak: Bir hadis-i şerifte:

“Müslüman odur ki; dilinden, elinden müslümanlar selâmette bulunur.” (Buhari; İman:3; No:10; 1/13, Müslim; İman:14; No:40; 1/65, Ebu Davud; Cihad:2; No:2481; 2/6, Tirmizi; İman:12; No:2627; 5/17, A. b. Hanbel; No:2835; 2/194)

buyurulmuştur.

3- Halkın eziyetlerine katlanmak, kötülüğe karşı iyilikle muamelede bulunmak: Bir hadis-i şerifte:

“Sıddıkların mertebelerini geçmek istersen: Senden kesilene sen bağlan (yani sana gelmeyene sen git, sıla-i rahim yap); senden esirgeyene sen esirgeme, ver; sana zulmedeni de sen affet.” (Deylemi, Firdevs: No:8529; 5/392)

buyrulmuştur.

4- Dargınlığa hemen son vermek: Müslümanlar, aralarında bir dargınlık yüz gösterirse hemen barışırlar, birbirini üç günden fazla terketmezler. Müslümanların gönüllerinde düşmanlık, kîn duyguları yaşayamaz. Bir hadis-i şerifte:

“Bir müslüman için helâl olmaz ki, kardeşini üç günden fazla terkede.” (Buhari; Edep:62; No:5725; 5/2255, Müslim; Bir vessıla vel edep:7; No:2559; 4/1983, Ebu Davud; Edep:55; No:4910; 2/695, Tirmizi; Bir Vessıla:24; No:1935; 4/329)

buyurulmuştur.

5- Araları düzeltmeye gayret: Bir müslüman, iki din kardeşi arasında her nasılsa bir dargınlık yüz göstermiş olduğunu görünce, aralarını bulmaya, o dargınlığı giderecek çare aramaya çalışır. Bir hadis-i şerif:

“Sadakanın en faziletlisi, dargın kimselerin aralarını bulup islâh etmektir.” (Müsnedi Abd bin Humeyd; No:335; 1/135)

meâlindedir.

6- İnsanların kusurlarını araştırmamak, ifşa etmemek, bilâkis örtmeye çalışmak: Müslümanlar, kimsenin ayıplarını araştırmazlar, kimsenin şahsına ait kusurlarını meydana çıkarıp teşhîr etmeye çalışmazlar. Bunun aksine hareket, dinen yasaktır. Bir hadis-i şerifte:

“Bir kul, bir kulun kusurunu örterse ALLAH Teâlâ’da onun günahını kıyamet gününde örter” (A. b. Hanbel; No:8809; 2/388)

buyurulmuştur.

7- Dostları arkalarından müdafaa etmek: Bir müslüman, lüzum görüldükçe dostlarını, dindaşlarını arkalarından müdafaa eder, onların haklarındaki yanlış fikirleri düzeltmeye çalışır. Bir hadis-i şerifte:

“Bir kul kardeşine yardımda bulundukça kendisine de ALLAH Teâlâ daima yardım eder.” (Müslim: Zikir ve’d-Dua:11; No:2699; 4/2074)

buyurulmuştur.

8- İnsanların kalplerini kötü zandan korumak için töhmetli yerlerden uzak bulunmak: Bunun aksine hareket, bir çok kimselerin günaha girmesine sebep olur, insanlar arasında dedikoduya, dargınlığa meydan verir. Bir hadis-i şerifte:

“Töhmet yerlerinden kaçınınız” (Suyuti, Şerhu Süneni İbn-i Mâce; No:2559; 1/184)

buyurulmuştur.

9- Farklı halk sınıflarıyla, mevkilerine göre sohbette, münasebette bulunmak: Meselâ: Herkese kabiliyetine göre hitap etmeli, bir âlimden, bir zahidden, bir zenginden beklenilen vasıfları bir câhilden, bir fasıktan, bir fakirden beklememelidir.

10- İhtiyarlara hürmet, çocuklara, düşkünlere merhamet ve şefkat göstermek: Müslümanlıkta büyüklere karşı saygı, küçüklere karşı sevgi bir esastır. Bu esas, aile arasında bir kat daha ehemmiyetli bulunur. Meselâ anaya, babaya pek fazla hürmet lâzımdır. Bunları adlarıyla çağırmak edebe aykırıdır. Bir kadının kocasını adıyla çağırması da edebe aykırı olduğundan mekruhtur. Bir hadis-i şerif şu mealdedir:

“Bir genç, bir ihtiyara sadece yaşından dolayı hürmet etti mi, ALLAH Teâlâ da ona bir mükâfat olmak üzere ihtiyarlığı çağında hürmet edecek bir kimseyi mutlaka yaratır” (Tenzihul-Kemal; No:6971; 32/98)

Bu mübarek hadis, ihtiyarlara saygı gösteren gençlerin sevap kazanacaklarını, çok yaşayacaklarını müjdelemektedir. Artık ihtiyarlara saygısızlık yapan bazı gençler, bunu biraz düşünmelidirler.

11- Hayır sever olmak, yardımlaşma ve dayanışmada bulunmak: Şöyle ki, müslümanlar, herkesin hakkında hayır diler, herkese karşı yardımda bulunmaktan bir zevk duyarlar. Müslümanların meşru’ bir sahada birbirine yardım etmesi, aracılık yapması aralarındaki din kardeşliği icabıdır. Kendisi hakkında hayırlı görüp istediği bir şeyi başkaları hakkında da istemeyen kimse, İslâm muaşeretinin temiz esaslarına riâyet etmemiş olur. Bir hadis-i şerifte:

“Sizden, biri kendisi için sevip istediği bir şeyi, kardeşi veya komşusu için de sevip istemedikçe hakkıyla mü’min olamaz.” (Buhari; İman:6; No:13; 1/14)

buyurulmuştur.

12- “Selâm vermek: Şöyle ki, müslümanlar arasında selâm vermek bir sünnettir, bir dostluk, bir hayırseverlik alâmetidir. Selâm almak da bir farzdır. Bir hadis-i şerifte:

“Siz îman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de îman etmiş olamazsınız, yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şeye delâlet edeyim mi? Aranızda selâmı yayınız, yani, birbirinizi selâmlayınız.” (Müslim; İman:22; No:54; 1/74; İbn-i Hıbban; İman:236; 1/471)

buyurulmuştur.

Selâm vermenin bazı âdabı vardır. Mesela, bir meclise girilirken konuşulmadan evvel "Esselâmü aleyküm" dîye selâm verilir. Boş bir yere giren müslüman “Esselâmü âleyna ve ala ibâdillâhissâlihîn” der. Gençler ihtiyarlara, binitli olanlar yayalara, yürüyenler oturanlara, arkadan gelenler önden gidenlere selâm verirler. Bir cemaate verilen selâma içlerinden birisi "Ve aleykümüsselâm" diye karşılıkta bulununca, diğerlerinden selâm vazifesi düşer. Hiç birisi böyle bir mukabelede bulunmazsa hepsi de günaha girer.

Bir meclisten ayrılırken de selâm ile ayrılmak daha faziletlidir. Kendisine selâm verilen kimsenin daha güzel bir karşılıkta bulunması için: "Ve aleykümüsselâmü ve rahmetül’lâhi ve berekâtüh” demesi, yerine göre pek güzeldir. Bir kimsenin selâmını getirip tebliğ edene “aleyke ve aleyhisselâm” diye karşılık verilir. Bir mektupla selâm yazılmış olunca, ya dili ile veya yazılacak mektupta yazı ile = ve aleykesselâm” denilir.

Selâmı iade etmekten (almaktan) hakikaten veya hükmen âciz olan kimseye selâm vermek mekruhtur. Bu sebeple yemek yiyen veya Kur’an okuyan veya hutbe dinleyen veya namaz kılan bir kimseye selâm vermemelidir. Verilirse, alınması mutlaka lâzım gelmez. Fâsıklığını ilân etmekten çekinmeyen kimselere de selâm vermek mekruhtur.

Kısacası selâm verip almak, bir dostluk nişanesidir, muhabbete vesiledir. Fakat selâm verirken rükûya gidercesine eğilmek mekruhtur. Hattâ bazı alimlere göre selâm verirken rükûya yakın bir halde eğilmek, secde etmek gibidir. Yaratılmışlara tazim için yapılacak bir secde ise, îmana aykırıdır.

13- Musâfaha = El tutuşmada bulunmak: Şöyle ki, iki müslüman bir araya gelince birbirinin elini tutar. Salât-ü selâm okur, birbirinin hatırını sorarlar. Bu da sevgi, dostluk nişanesidir. Bir hadis-i şerifte:

“Birbirine rastlayan iki müslüman, müsâfahada bulundu mu, daha birbirinden ayrılmadan mağfiret olunurlar.” (Ebu Davud; Edep:153; No:5212; 2/775, Tirmizi; İstizan ve Edep:31; No:2727; 5/74 – İbn-i Mace; Edep:15; No:3703; 2/1220)

buyurulmuştur.

14- Teşmit-i Âtıs = Aksırana karşı hayır ve bereketle dua etmek: Şöyle ki bir müslüman aksırınca: "Elhamdülillah" der, yanındaki müslüman kardeşi de "yerhamükümüllah = ALLAH size rahmet etsin” diye dua eder, aksıran şahıs da: "yehdinâ ve yehdikümüllâh = ALLAH Teâlâ bizleri de sizleri de hidayette daim buyursun” diye karşılıkta bulunur.

15- Meclislerde temiz ve adaba riayetkar bir halde bulunmak: Şöyle ki müslümanlar meclislerde yıkanmış, temiz ve hattâ abdestli bir halde toplanırlar, görünümleri temiz, elbiseleri temiz bulunur. Meclislerde bilgili veya yaşlı zatlar üste geçirilir, lüzum görülmedikçe söze atılmayıp söylenilen faydalı şeyleri dinlerler, meclise sonradan gelenlere yer verirler, birbirine karşı güler yüzlütatlı dilli bulunurlar.

Müslümanlar, kendi kendilerine meclisin üst başına geçmezler, kendilerine hürmet için kalkarak yerlerini vermek isteyenlerin hemen yerlerine geçip oturmazlar, rızaları olmadıkça iki kimsenin arasına sokulup oturmak istemezler, bir meclisteki üç müslümandan ikisi başbaşa verip gizlice konuşmazlar, üçüncü arkadaşlarının üzülmesine, yanlış zanna düşmesine meydan vermezler.

Müslümanlar, bulundukları meclisten arkadaşlarından müsaade alarak ayrılırlar. Ve meclisten kısa bir süre için ayrılan arkadaşlarının yerine hemen geçip oturmazlar.

16- Dostları ziyaret: Müslümanlar münasip zamanlarda gidip din kardeşlerini, büyüklerini veya yakınlarını ziyaret ederler. Bu ziyaret de bir muhabbet ve vefa nişanesidir. Şu kadar var ki ziyaret, usandıracak derecede pek sık olmamalıdır. Ziyarete gelenlere mümkün olduğu kadar ikram edilmesi lâzımdır. Bir hadis-i şerifte:

"Sizi ziyarete gelenlere ikram ediniz." (Taberani el-Mu’cemu’l-Kebir; No:422; 17/161)

buyurulmuştur.

17- Ziyafetlere icabet: Bir müslüman, din kardeşinin dâvetine icabet eder. Ziyafetinde bulunur. Bu şekilde aralarındaki muhabbet ve mürüvvet artmış olur. Bir hadis-i şerifte:

"Sizden birinizi kardeşi düğün yemeğine veya öyle bir şeye davet edince, icabet etsin." (Ebu Davud; Et'ime:1; No:3738; 2/367)

buyurulmuştur.

Yeter ki ziyafette haram bir şey bulunmasın. Çünkü bir müslüman, gayrımeşru eğlenceler, içkiler bulunduğunu bildiği bir ziyafete gidemez. Ancak gittiği takdirde men etmeye gücü olursa veya kendisine hürmeten o haram şeyin terk edileceğini bilirse, o zaman gidebilir. Ziyafette misafirlere ağırlık verecek kimseleri bulundurmamalıdır. Misafirler gitmek isteyince ev sahibi ısrar etmeksizin biraz daha oturmalarını dilemelidir. Herhalükarda merasim, sade, tabiî, külfetten beri bulunmalıdır.

18- Hürmet için ayağa kalkmak: Müslümanlar yanlarına gelen din kardeşleri için ayağa kalkabilirler. Bu bir hürmet alametidir. Mescitte bulunan veya Kur’an okuyan bir müslümanın tazim edilmeye layık bir zat için ayağa kalkması mekruh değildir. Bir meclise gelenler için ayağa kalkılması âdet olan yerlerde ayağa kalkmak, uygun bir davranıştır. Çünkü aksi takdirde düşmanlığa, dargınlığa sebebiyet verilmiş olabilir.

19- Değerli zatların ellerini öpmek: Müslümanlar, âlimlerin, takva sahibi kimselerin, âdil hâkimlerin ellerini bereketlenmek için öperler, kendileri ile müsâfahada bulunurlar, bunda bir sakınca yoktur. Bunlardan başka büyüklerin ellerini müslümanlıklarına tazim ve ikram için öpmek de caizdir.

Fakat dünyalık bir gaye için öpmek mekruhtur. Bir de bir müslümanın başkası ile karşılaştığı zaman kendi elini öpmesi tahrimen mekruhtur. Alimlerin ve diğer büyüklerin huzurlarında yerleri öpmek de haramdır. Bunu yapanlar ve buna razı olanlar günaha girmiş olurlar. Bu bir nevi putlara yapılan ibadetleri andırır. Bir müslüman için asla caiz değildir.

20- Komşuluk haklarına riayet etmek: Şöyle ki müslümanlıkta komşuluğun büyük ehemmiyeti vardır. Bir hadis-i şerifte:

"Ev almadan evvel komşu, yola çıkmadan evvel arkadaş araştırınız" (Aclûni, Keşful Hafa; No: 531; 1/179. Taberani el-Mu’cemu’l-Kebir; No:4379; 4/268)

buyurulmuştur.

Komşulara ikram bir sünnettir. Bir müslüman, komşusuna fazla riayet eder, güler yüz gösterir, lüzumuna göre ödünç verir, bir kederi olunca teselli verir, taziyede bulunur, komşusuna eziyet verecek şeylerden sakınır, evlerinin akıntı suları ile, çerçöpleriyle komşularına zarar vermez. Gece ve gündüz yüksek perdeden devam eden çalgılarının, radyolarının sesleriyle komşularını rahatsız edenler, komşularının huzurlarını, hastalarını, okur-yazarlarını düşünmeyenler, komşuluk haklarına riayet etmemiş, en mühim sosyal bir vazifeyi ayaklar altına almış bulunurlar. Bir hadis-i şerifte:

"Kötülüklerinden komşusu emin olmayan kimse, ALLAH’a (layıkıyla) iman etmiş olmaz" (Buhari; Edep:29; No:5670; 5/2240. Hakim el-Müstedrek; 4/165. A. b. Hanbel; No:3663; 1/387. No:2818; 2/288. Tayalisi, Müsned; No:1437; 2/676)

buyurulmuştur.

Kısacası insan komşularının muhabbetini, övgüsünü kazanmalıdır. Hazreti Ömer (R.A) demiştir ki: "Komşusu, yakını ve yol arkadaşı tarafından övülen kimsenin güzel hal sahibi olduğundan şüphe etmeyiniz."

21- Hastaları ziyarette bulunmak: Müslümanlar, hasta olan dostlarını, komşularını münasip zamanlarda gidip ziyaret eder. Afiyetlerine dua da bulunurlar. Bu da sevgiyi kuvvetlendirmeye, kalbleri hoş etmeye hizmet eden bir vazifedir. Bununla beraber bunun bir takım âdabı vardır. Mesela bu ziyaret, pek sık yapılmamalıdır, hastanın yanında çok oturulmamalıdır, canını sıkacak sözler söylememelidir. Bir hadis-i şerifte:

"Beş şey vardır ki, kardeşine karşı müslümana vacip olur. Bunlar da: Verilen selâmı almak, aksırana hayır ile dua etmek, davete icabet, hastayı ziyaret ve cenazelere katılmaktır." (3Ebu Davud; Edep:98; No:5030; 2/726. Buhari; Edep:124; No:5868; 5/2297. Tirmizi; Edep:1; No:2745; 4/338. A. b. Hanbel; No: 18034; 4/284.)

diye buyurulmuştur.

22- Cenazelere katılmak: Bu da mühim, sevabı çok olan bir kardeşlik vazifesidir. Müslümanlar, vefat eden din kardeşlerinin cenazelerini kabirlerine kadar hüzünlü, düşünceli bir halde götürür, rahmet toprağına emanet ederler, haklarında rahmetle duada bulunurlar. Bir hadis-i şerifte:

"Bir cenaze üzerine namaz kılana bir kırat, defninde hazır bulunana da iki kırat sevap vardır. Bir kırat ise, Uhud dağı kadardır." (İbni Mace; Cenaiz:34; No:1540; 1/492. Nesei; Cenaiz:79; No: 1997; 4/77. A. b. Hanbel; No: 7306; 2/246)

buyurulmuştur.

23- Müslümanların kabirlerini ziyaret etmek: Müslümanlar kendi aralarından âhirete gitmiş olan zatların, bilhassa büyük âlimlerin, salihlerin kabirlerini vakit vakit ziyaret eder, kendilerini rahmetle anarlar. Bu da bir vefa ve kıymet bilmek vazifesidir. Bununla beraber bir hadis-i şerifte beyan olunduğu üzere: "Kabirleri ziyaret, ölümü hatırlatır, uyanmaya vesile olur." (Tirmizi; Cenaiz:60; No:1056; 2/330, Nesâi; Dahaya:36; No:4430; 7/234, A. b. Hanbel; No:22496; 5/358) Bu sebeple kabirleri hürmetle, ibretle ziyaret etmeli, insanlığın acıklı akıbetini düşünerek gâfilane bir halde yaşamaktan kaçınmalıdır.