İlmihal Kategorileri

Keffareti İcap Edip Etmeyen Oruçlar

KEFFARETİ İCAP EDİP ETMEYEN ORUÇLAR

       Ramazan-ı şerif orucundan başka hiçbir orucun bozulmasından dolayı keffaret, yani bir ceza, elden kaçırılanın bir telafisi olarak iki ay oruç tutmak lazım gelmez. Çünkü bu keffaretin vacip olması hakkındaki Kur’an-ı Kerim’in açık beyanı, yalnız eda edilen bir Ramazan orucunu bozmaya mahsustur.

Not: Ramazan orucu ile alakalı keffaret sahih hadis-i şeriflerle sabittir. Bu konuda bir ayet-i kerime bulunmamaktadır. Kur’an-ı Kerim’deki keffaret ile alakalı ayet-i kerimeler katl (Bak. Nisa suresi: 92), zıhar (Bak. Mücadele suresi: 2-4) ve yemin (Bak. Maide suresi: 89) keffaretini açıklamaktadır.

       Ramazan-ı şerif orucunun bozulmasından dolayı keffaretin lazım gelmesi için, hem şeklen hem de manen oruç bozmak vuku bulmalıdır. Bu da adeten gıdalanmak, tedavi veya lezzetlenmek kastı ile yiyilip içilen şeylerden birini isteğiyle kasten yutmakla veya diri bir insana ön veya arka tarafından isteyerek kasten cinsel ilişkide bulunmakla meydana gelir, hatta menisi gelmese bile.

       Bundan dolayı gıda sayılmayan, bedenin yararına olmayan tabiatı ile murdar olup kendisinden nefret edilen bir şeyin isteyerek kasten yiyilip içilmesinden veya bir ilacın ağızdan başka bir taraftan içeriye akıtılmasından dolayı keffaret lazım gelmez.

       Yine böylece, diri bir insana başka bir taraftan veya ölü bir insana veya ölü veya diri bir hayvana herhangi bir tarafından isteyerek cinsel ilişkide bulunup menisi gelen cinsel temaslar da bu hükümdedir. Yalnız kazayı icap eder. Ve bu gibi gayri meşru cinsel ilişkiler ayrıca ilahi azaba sebep olur.

       (Şafiilerce ölü veya hayvan hakkındaki cinsel ilişki, keffareti gerektirir. Çünkü bu halde oruca mani olan bir cinsel ilişki bulunmuş olur.)

       Keffaret, oruç tutmamanın değil, orucu bozmanın bir cezasıdır.

       Bu sebeple bir kimse Ramazan-ı şerif’de oruca asla niyet etmediği gibi, hiç orucu bozucu bir şey yapmadan durmuş bulunsa, üzerine yalnız kaza lazım gelir.

       Fakat İmam Züfer’e göre oruç için sadece orucu bozucu şeylerden sakınmak kafidir. Bundan dolayı niyet bulunmasa da, yalnız orucu bozucu şeylerden sakınmak ile oruç tutulmuş olur. Artık ne kaza, ne de yalnız keffaret lazım gelir. Bu halde kasten vuku bulacak bir oruç bozma, hem kazayı hem de keffareti icap eder.

       Yine böylece, oruca asla niyet edilmediği halde gündüzün kasten oruç bozulsa yalnız kaza lazım gelir, bu cüretten dolayı ayrıca mesuliyet yüz gösterir, tevbe edip istiğfar etmesi icab eder. Fakat keffaret lazım gelmez.

Not: Çünkü keffaret, böyle lâkayd kalmanın günahını karşılayamamaktadır. Tıpkı kasten adam öldürmede ve yalan yere yapılan yeminde keffaret olmadığı gibi.

       Yine aynı şekilde, geceleyin niyet edilmeyip sabahleyin zevalden, yani nehar-i şer’i (fecri sadıktan güneşin batışına kadar olan süre)nin yarısından evvel oruca niyet edilip de, daha sonra kasten oruç bozulacak olsa, yine yalnız kaza lazım gelir, keffaret icap etmez.

       Bu, İmam-ı Azam’a göredir. İmameyne göre niyet bulunmaksızın orucu bozucu şeylerden sakınsa veya ba’dezzeval (öğleden sonra) oruç bozulsa, kaza lazım gelip keffaret icap etmezse de, kablezzeval (öğleden önce) oruç bozulsa hem kaza, hem de keffaret lazım gelir. Çünkü zeval (öğle)den evvel oruca niyet edilmesi mümkündür.

       (İmam Malike göre dinen geçerli bir mazereti olmadığı halde oruç bozan her mükellef üzerine keffaret lazım gelir.

       İmam Şafii’ye göre yalnız cinsel ilişkiden dolayı keffaret icab eder ve cinsel ilişki tekrarlanınca keffaret de tekrarlanır. Çünkü keffaretlerde ibadet manası daha çok bulunmaktadır. İbadetlerde ise iki ya da daha fazla şeyin iç içe girmesi meydana gelmez.)

       Ramazan-ı şerifte oruca niyet etmiş bir kimse için isteyerek, kasten yiyilmesi veya içilmesi keffareti icabeden şeylerden bir kısmı şunlardır: Ekmek, yiyecek, yağ, peynir, buğday, kavrulmuş arpa, yağ ile yoğrulmuş darı otu, pişmiş veya çiğ et, su, kar, dolu, sebze suları, karpuz, kavun, yaş ve kuru meyveler, yaş olup temiz bulunan karpuz kabuğu, üzüm tanesi, taze küçük üzüm yaprağı, yiyilen diğer yapraklar, bitkiler, safran, misk, kafuru, herhangi bir ilaç, yiyilmesi alışılmış olan çamur, kilermeni, gebenin canı isteyip yiyeceği çamur, bütün içecekler: Tütün, nargile, enfiye, emilen bir şekerin boğaza giden tadı.

       Bunlarda yiyilip içilmek itibarıyla şeklen oruç bozucu olduğu gibi, bedenin yararına olmaları veya kendilerinden lezzet alınması itibarı ile de manen oruç bozma vardır.

       Kasten yutulacak bir taş, bir demir, bir kurşun, bir çekirdek, kuru kabuklu bir fındık veya badem orucu bozar, kazayı icab ederse, de keffareti icap etmez. Çünkü bunlarda şeklen bir oruç bozma var ise de, yiyilmeleri alışılmış olmadığından manen oruç bozma yoktur.

       Yine böylece yutulan bir kağıt, bir pamuk, yiyilmesi alışılmış olmayan bir çamur, bir toprak, kuru bir ot, bir saman parçası, yetişmemiş ayva tanesi, kuru veya yaş kabuklu ceviz tanesi, kabuklu yumurta, kazayı gerektirirse de keffareti gerektirmez. Çünkü bunlar ile genel olarak gıdalanma veya tedavi kast edilmez. Kuru fıstık ise, içerisi olduğu halde çiğnenir ise, keffareti icap eder, çiğnemeden yutulursa, keffareti icap etmez. Hatta başı yarılmış bulunsa bile.

       Kuru pirinç, kuru darı, mercimek, fiğ de keffareti gerektirici değildir. Çünkü bunlar ile bu halde gıdalanma alışılmış değildir.

       Buruna kaçan su veya akıtılan ilaç da böyledir. Zira bunlarda isteyerek yutmak suretiyle oruç bozma yoktur, sadece bir menfaat ise, yalnız kazayı gerektirir.

       Başkasının tükürüğünü veya başkasının ağzından çıkarılmış lokmasını veya kendisinin ağzından çıkarılıp biraz dışarıda kalmış olan lokmasını alıp yutmak da yalnız kazayı icap eder. Keffareti icap etmez. Çünkü bunlardan (insan) tabiatı nefret eder. Zahir-i rivayete göre kan da böyledir. Fakat dostun tükürüğünü alıp yutmak, Ramazan-ı şerif orucu dikkate alınarak keffareti gerektirir. Zira bununla lezzetlenilir. Afyon gibi sarhoşluk veren kuru otlar da bu kısımdandır.

       Özetle, keffaret engel olmak içindir, engel olmak ise, yiyilip içilmesi alışılmış kendisine tabiat itibari ile meyledilen şeylerden dolayı tatbik edilir. (İnsan) tabiatının kendisinden tiksineceği şeylerden ise, insanlar zaten kaçınacakları için bunlardan dolayı engelleyici tedbirler almaya ihtiyaç yoktur.

       Yiyilmesi alışılmış olan bir şeyin Ramazan-ı şerifte unutarak ağzına atan kimse, oruçlu olduğunu hatırlayınca hemen ağzından çıkarıp atması lazımdır. Bu halde çıkarmayıp da yutarsa, üzerine keffaret lazım gelir. Fakat ağzından çıkarır da soğuduktan sonra yutacak olursa, yalnız kaza icab eder. Çünkü böyle bir şey, insan tabiatı itibarıyla iğrençtir.

       Bir kimse fecir doğmuş olduğu halde henüz doğmadı zannı ile sahur yapsa veya güneş batmamış olduğu halde battı zannı ile iftar etse, üzerine kaza lazım gelir, keffaret lazım gelmez. Çünkü kasten iftar etmiş değildir.

       Bir kimse Ramazan-ı şerif’te hanımına hitaben: “Bak fecir doğmuş mu doğmamış mı?” demekle, kadın baktıktan sonra gelip: “Henüz doğmamış” olduğunu haber vermekle, o kimse oruca aykırı bir harekette bulunup da, fecrin doğmuş olduğu daha sonra anlaşılsa, kendisine yalnız kaza lazım gelir, keffaret lazım gelmez. Fakat kadın fecrin doğuşunu bilerek böyle bir hareket de bulunmuş ise, kendisine keffaret de lazım gelir.

       İki kimse güneşin battığına, iki kimse de henüz batmamış olduğuna şahitlik ettiği halde iftar edilecek olsa da, güneşin batmamış olduğu daha sonra anlaşılırsa, bundan dolayı ittifakla yalnız kaza lazım gelir, keffaret lazım gelmez.

       İnsanların haklarında olduğu gibi oruç hususunda da ispat etmeye şahitlik etmek muteber, olmadığına dair şahitlik etmek muteber değildir. Bundan dolayı iki kimse fecrin doğduğuna, iki kimse de doğmadığına şahitlik ettiği halde Ramazan orucunu tutacak kimse yemek yiyip de fecrin doğmuş olduğu daha sonra ortaya çıksa, üzerine hem kaza, hem de keffaret lazım gelir. Bunda ittifak vardır. Bu hususta doğmadığına dair şahitlik ispat hususundaki şahitliğe karşı çıkamaz.

       Fakat bu hadisede böyle şahitlik edenler birer kimse olsa, yalnız kaza lazım gelir, keffaret lazım gelmez. Çünkü fecrin doğuşu hakkında bir kimsenin şahitliği tam bir delil değildir.

       Unutarak bir şey yiyen veya fecir doğmuş iken henüz doğmadı zannı ile veya uyku halinde oruca aykırı harekette bulunan kimse, artık orucunun bozulmuş olduğunu sanarak tekrar kasten orucunu bozsa, üzerine keffaret lazım gelmez. Orucunun bu unutma ile bozulmayacağını bildiği halde iftar etse, İmam-ı A’zam’a göre yine keffaret icap etmez. Sahih olan da budur. Çünkü bu hal orucun bozul ması şüphesinden, karışıklıktan uzak değildir.

       Kendisine kusuntu bastıran veya mazmaza ederken bir hata neticesi olarak boğazına su kaçan veya bir kadının güzelliğine bakan kimse, bununla orucun bozulduğunu sanarak Ramazanda kasten orucunu bozacak olsa, üzerine keffaret lazım gelmez. Fakat bununla orucun bozulmayacağını bildiği halde orucunu bozsa, keffaret de lazım gelir. Çünkü bu hususta hiçbir şüpheye yer yoktur.

       Bir kimse Ramazan-ı şerifte gündüzün misvak kullansa veya birisini gıybet etse de, bu yüzden orucunun bozulduğunu zannederek kasten oruç bozacak olsa, üzerine keffaret lazım gelir.

       Ramazan günü ihtilam (hamamcı) olan kimse orucunu bozsa bakılır. Eğer bu ihtilam ile orucunun bozulmuş olduğunu zannetmiş ise, üzerine keffaret lazım gelmez. Fakat bununla orucunun bozulmayacağını biliyorsa, keffaret lazım gelir.

       Ramazan-ı şerif’te oruçlu olduğunu unutarak cinsel ilişkide bulunan kimse oruçlu olduğunu hatırlar hatırlamaz kendini geri alsa, orucu bozulmuş olmaz. Hatta sonradan menisi gelse bile. Bu bir ihtilam gibi olmuş olur. Fakat hiç hareket etmeksizin meni gelene kadar duracak olsa, kendisine yalnız kaza lazım gelir. Nefsini tahrik ettiği takdirde ise, keffaret icap eder. Çünkü bu takdirde yasaklanmış bir iş tam yapılmış olur. Nitekim kendisini geri alıp tekrar cinsel ilişkiye başlaması takdirinde de hüküm böyledir.

       Böyle bir cinsel ilişkinin ikinci fecir zamanına rastlaması halinde de bu hüküm geçerlidir.

       Bir kadın oruca niyet ettikten sonra uyuduğu veya geçici olarak cinnet geçirdiği halde kendisine kocası cinsel ilişkide bulunsa, orucu bozulmuş olur, üzerine yalnız kaza lazım gelir, keffaret lazım gelmez.

       Ramazan günü nefsini bir çocuğa veya bir deliye teslim edip cinsel ilişkide bulunan oruçlu bir kadın hakkında ittifakla keffaret lazım gelir.

       Ramazan günü cebren, yani “İkrah-ı mülci”ye bağlı vuku bulan cinsel ilişki korkutulup zorlanan hakkında yalnız kazayı icap eder, keffareti icap etmez.

       “İkrah-ı mülci”: Öldürmek veya bir organı kesmek veya bunlardan birine sebebiyet verecek derecede şiddetli dövmek ile yapılan zor kullanma ve tehdittir. Yalnız gam ve elem verecek derecede olan dövmek veyahut yalnız hapsetmek de gayri mülci olan bir ikrahtır ki, bundan dolayı orucu bozmak keffareti düşürmez.

       Bir yolcu, Ramazan günü zeval (öğle)den evvel beldesine dönmekle bir şey yememiş olduğu halde oruca niyet edip daha sonra kasten orucunu bozacak olsa, üzerine keffaret lazım gelmez.

       Zevalden evvel iyileşip oruca niyet etmiş iken sonra orucunu bozan bir deli hakkında da hüküm böyledir.

       Orucunu bozan kimseye o gün oruç tutmamasını mübah kılacak bir hal başına gelse, kendisinden keffaret düşer.

       Mesela sıhhatte bulunan bir kimse Ramazan-ı şerif’te oruca niyet etmiş iken gündüzün orucunu bozsa da aynı günde bayılsa veya adet görmeye başlasa, yahut oruç tutamayacak bir halde hastalansa üzerine yalnız kaza lazım gelir, keffaret lazım gelmez. En sahih olan görüş budur. Bunlar insanın elinde olmayan dinen geçerli birer mazerettir.

       Fakat böyle bir kimse, kendisini yaralayıp da oruç tutamaz bir hale gelse (sahih olan görüşe göre) keffaret düşmez. Çünkü bu hale kendisi sebebiyet vermiştir.

       Yine böylece orucu açtıktan sonra isteyerek veya istemeyerek sefere çıksa, yine keffaret düşmez. Zira yolculuk kişinin elinde olmayan bir özür değildir.

       Sefere çıktıktan sonra orucu bozmak ise, yalnız kazayı gerektirir. Zira o gün esasen oruç tutmakla mükellef bulunmamıştır.

       Ramazan-ı şerifte oruçlu olarak yolculuğa başlamış bir kimse, unutmuş olduğu bir şeyi almak için ailesi arasına dönüp de hanesinde bir şey yedikten sonra tekrar yola çıksa üzerine keffaret lazım gelir. Çünkü aile yanına dönmekle yolculuktan çıkmış, yemek yediği esnada mukim bulunmuş sayılır. Fakat beldenin evlerini geçtikten sonra bir şey yiyip de daha sonra beldesine dönüp yine bir şey yiyecek olsa, üzerine keffaret lazım gelmez. Hatta böyle yedikten sonra yolculuktan büsbütün vazgeçse bile. Çünkü bu yemesi, bir ruhsat haline rastlamıştır.

       (Zahiriye mezhebine göre yolculuk halinde oruç tutmak ayeti kerime - hadis-i şerif’e muhalif olacağından esasen caiz değildir. Diğer mezheplere göre yolcu, serbesttir, dilerse orucunu tutar, dilerse tutmaz, daha sonra kaza eder. Hatta kendisine zarar vermezse, orucunu tutması bizce menduptur.)