İlmihal Kategorileri

Kadınlara Mahsus Haller

       Kadınlara mahsus hayız, nifas ve istihâze halleri vardır. Şöyle ki:

       Hayız: Bir kadının döl yatağı denilen rahminden bir hastalık veya çocuk doğurmak sebebi ile olmaksızın muayyen müddetler içinde gelen kandır. Buna "adet hali" denir. Bu suretle gelen bir kana "hayız" veya "dem-i hayız" denildiği gibi, bu kan sebebi ile muayyen bir zaman için ileri gelen şer'î bir maniaya da hayız denir. Böyle âdet gören kadına da "hâyız" denilir.

       Nifas: Kadınlardan çocuk doğurmalarını müteakip veya çocuğun çoğu kısmı çıktığı anda gelen kandır. Böyle bir kadına da "Nüfesâ" denir ki, lohusa demektir.

       İstihâza: Rahimden değil de, bir damardan gelip tenasül uzvu yolu ile akan kokusuz bir kandır. Kendisinde bu hal bulunan kadına da "müstehâza" adı verilir.

 

HAYIZ HALİNE AİT MESELELER

       Kadınların âdet hallerine çok dikkat etmeleri lâzımdır. Çünkü bu haller, kendilerinin bir çok dinî vazifeleri ile ilgilidir. Bu husustaki başlıca meseleler şunlardır:

       Kadınlar en az dokuz yaşlarında bülûğ çağına erip âdet görmeye başlar. Elli veya elli beş yaşlarında da "sinn-i iyas" denilen bir çağa kavuşup âdetten kesilirler. Bu müddetten daha evvel âdetten kesilen kadınlar da vardır.

       (Malikîler'e göre henüz dokuz yaşına girmemiş bir kızdan gelen kan, bir hastalık kanıdır. Dokuz ile on iki yaşı arasında bulunan bir kızdan gelen kan, kadınlara veya doktora gösterilir, hayız olduğuna kesin kanaat veya bu hususta şüphe ederlerse, hayız olmuş olur. Hayız olmadığına kesin kanaat ederlerse, bir hastalık kanı sayılır. On üç yaşını geçen bir kadından elli yaşına kadar gelen kan ise, mutlaka hayızdır. Elli yaşını geçmiş bir kadından yetmiş yaşına kadar gelen kan da kadınlara veya doktora gösterilir, yetmiş yaşına yetişmiş bir kadından gelen kan ise, kesinlikle istihazadır.

       (Şafiiler'e göre âdetlerin kesilmesi için muayyen müddet yoktur, hayatı boyunca devam edebilir. Bu hususta iklim göz önüne alınır. Çünkü âdet müddeti, beldelerin sıcak ve soğuk olmalarına göre değişir. Şu kadar var ki, adetlerin altmış iki yaştan sonra kesilmesi çoğunlukla olur.

       Hanbelîler'e göre de iyas (hayızdan kesilme) müddeti, elli sene ile takdir edilmiştir. Bundan sonra gelen kan, kuvvetli de olsa, hayız değil, istihazadır.)

       Âdet müddetinin en azı üç gün, yani yetmiş iki saat, en çoğu da on gün, yani iki yüz kırk saattir. Bu iki müddet arasında görülecek kanlar, âdet kanı sayılır. Bu müddet içinde kanın devam üzere gelmesi lâzım değildir, ara sıra kesilebilir. Meselâ bir kadın, üç gün kan görse de sonra iki gün kan kesilip daha sonra üç gün daha devam etse bu sekiz günün toplamı, âdet gününü teşkil etmiş olur.

       (Maliki mezhebine göre ibadetler bakımından âdetin en azı için bir sınır yoktur. Hatta bir an görülen bir kan ile de âdet gerçekleşmiş olur. Fakat vefat, boşanma iddetlerine, istibralara ( Cariyenin rahminde çocuk olup olmadığını anlaması için bir süre beklemesi, kendisini satın alan efendisi ile cinsel ilişkiye girmemesi. Nikahla alınan dul bir kadının gebe olmadığına kanaat getirmek için kadının bir adet görünceye kadar beklemesi. Fasid nikah ile cinsel ilişkide bulunulan kadının da istibrada bulunması gerekir ) göre âdetin en az müddeti, bir gün veya bir günün bir miktarıdır, âdetin en çok müddeti ise, gebe olmayan bir müptedie hakkında yani yeni âdet görmeye başlamış bir kadın hakkında onbeş gün olmak üzere takdir edilir.

       İki âdet arasındaki temizlik haline "tuhr hali" denir. Bunun müddeti onbeş günden az olamaz. Fakat bundan fazla olabilir. Aylarca, senelerce devam edebilir. Böyle temizlik hali devam eden bir kadına "Mümteddetü'ttuhr" denilir.

       (Malikîlerle, Hanbelîlere göre bir hayız arasında kanın kesildiği günlere: "Temizlik günleri = yevmü'n-neka" denir ki, hayız olan kadın, bu günlerde temiz sayılır, diğer temiz kadınların yapacaklarını yapar.

       Tuhr'un en az müddeti Malikîlere göre sekiz veya on veya, on yedi gündür. Hanbelîlere göre ise, onüç gündür.)

       Bazı kadınların âdet günleri muayyendir, meselâ her ay beş veya yedi veya dokuz gün âdet görürler. Böyle bir kadına "mutade" denir. Bir âdet, bir defa ile belirlenmiş sayılabilir. Şöyle ki henüz âdet görmeye başlayan bir kız, ilk defa olarak meselâ sekiz gün kan, daha sonra yirmi iki gün temizlik görse, bu şekilde âdeti belirlenmiş olur. Bu sebeple daha sonra kendisinden bir hastalık neticesi olarak sürekli kan gelecek olsa, âdeti ve temizlik günleri her ay o şekilde hesap edilir.

       Bazı kadınlarda âdet günleri sabit değildir, daima değişir. Bunlar, meselâ bir ay beş, diğer bir ayda altı gün âdet görebilirler. Bu halde ihtiyat ile amel lâzım gelir. Şöyle ki böyle bir kadın, altıncı gün oldu mu yıkanır, namazlarını kılar ve Ramazân-ı şerif'te ise, orucunu tutar. Çünkü bu altıncı gündeki kanın istihaza (özür) olması düşünülebilir. Fakat bu altıncı gün çıkmadıkça, cinsel ilişkide bulunamaz, boşanmış ise, iddeti bitmiş sayılamaz. Zira bu altıncı gündeki kanın da hayız olması muhtemeldir.

       Bir âdetin değişmiş olması için ona muhalif iki âdet görülmelidir. Meselâ her ay beş gün âdet gören bir kadın, sonra iki defa dört veya altı gün kan görse, âdeti beş günden dört veya altı güne intikal etmiş olur.

       Özetle âdet bir defa ile sabit, iki defa ile değişmiş olabilir. Bununla beraber İmam Ebû Yûsuf'a göre âdet, bir defa ile de değişmiş sayılabilir. Buna "fesh-i âdet" de denilmektedir.

       Belirli adet günlerine muhalif olup, on günden fazla devam etmeyen kanlar âdet kanı sayılır. Bu halde âdet değişmiş olur. Meselâ her ay yedi gün kan gören bir kadın, daha sonra on gün kan görse hepsi de hayız hali sayılır. Bu takdirde, âdeti yedi günden on güne intikal etmiş olur. Fakat belirli adet günlerinden fazla gelen kan, belirli günlerde gelen kan ile beraber on günden fazla olsa, belirli günlerde gelen kandan fazla olan miktar, hayız değil istihâza (özür) sayılır. Meselâ böyle yedi gün kan gören bir kadın daha sonra, on bir veya on iki gün kan görmeye başlasa, bunun belirli olan yedi günlüğü hayız, geri kalan dört veya beş günlüğü de istihâza olmuş olur.

       Aynı şekilde her aybaşından itibaren meselâ beş gün âdet gören bir kadın, adeti üzere beş gün kan gördüğü gibi, bundan iki veya üç veya beş gün önce de kan görmüş olsa, bunların tamamı âdet sayılır. Fakat bunların tamamı, on günden fazla ederse, yalnız âdeti günlerinde gördüğü kan hayız olur, belirli günlerden fazla olan kan ise, bir istihâza (özür) sayılır.

       Âdet gören bir kadından bir hastalık neticesi olarak her zaman kan gelecek olsa, hayız ve temizlikteki âdetine göre hükmolunur. Meselâ her aybaşından itibaren on gün kan, yirmi gün veya altı aydan noksan olmak üzere şu kadar ay ve gün de temizlik görmek üzere âdeti sabitleşmiş bir kadından daha sonra sürekli kan gelecek olsa, yine o şekilde her ayın ilk on günü hayız, diğer yirmi günü veya şu kadar ay ile günü de temizlik sayılır. Fakat temizlik müddeti tam altı ay veya daha fazla bulunmuş olursa, temizlik müddeti altı aydan bir saat noksan olarak kabul edilir ki, bu müddet gebelik müddetinin en az sınırı demektir.

       Aynı şekilde yeni hayız görmeye başlayan bir kızın âdeti sabit olmaksızın kanı kesilmeyip devam edecek olursa, her aydan on günü âdetine hesap edilir, yirmi günü de temizlik müddeti sayılır.

       Bir hastalık veya dikkatsizlik neticesi olarak âdet günlerini unutmuş olan bir kadına "Mütehayyire" denir. Böyle bir kadının gördüğü akıntı kesilmeyecek olsa, âdeti hakkında kuvvetli zannı ile amel eder. Kuvvetli zannı bulunmayınca ihtiyat yönü dikkate alınarak boşanmış ise, iddeti hususunda âdeti on gün, temizlik müddeti de altı aydan bir saat noksan olmak üzere takdir edilir. Diğer bir görüşe göre temizlik müddeti iki ay olarak kabul edilir. Namazları, oruçları hakkında ise, tafsilât vardır. Bu konuda en mükemmel izahat İmam Serahsi'nin Mebsût isimli kitabında mevcuttur.

       Âdet görecek bir çağa gelen bir kız, ilk defa görmeye başladığı kandan dolayı hemen namazını terk, orucunu tehir eder. Evli ise, cinsel ilişkide bulunmaz. Buna "mübtedie" denir. Bu kan üç günden az bir müddette kesilirse, hayız olmadığı anlaşılır, o zaman terk ettiği namazlarını kaza etmesi lâzım gelir.

       İmam-ı A'zam'dan bir görüşe göre bu kan, üç gün devam edip de âdet kanı olduğu sabit olmadıkça, namaz terk, oruç tehir edilmez.

       Hayız müddeti içinde gelen kan, tamamıyla kesilmedikçe, âdet son bulmuş olmaz. Bu kan siyah, kırmızı, yeşilimtırak veya sarı olabileceği gibi, bulanık, toprağımsı bir renkte de bulunabilir. Âdetini bitirmiş bir kadından gelecek akıntı bembeyaz bir renkte bulunur.

       Bir kadının görmekte olduğu âdetini kocasına karşı inkâr etmesi veya hakikate muhalif olarak âdet gördüğünü iddia etmesi helâl değildir.

       Âdet görmekte olduğunu söyleyen bir kadın iffetli, saliha ise, sözü kabul olunur, değilse kabul olunmaz. Ancak doğru söylediğine bir işaret bulunursa, meselâ sözü âdetinin başlayacağı bir zamana rastlarsa, o halde kabul olunur.

 

NİFAS HALİNE AİT MESELELER

       Nifas = Lohusalık halinin en az sınırı yoktur, bir gün bile olabilir, en son sınırı ise, kırk gündür. Bundan sonraki kan nifas değildir. Bununla beraber bazı kadınlar, çocuk doğurduktan sonra on beş veya yirmi, yirmi beş gün kadar kan görür, ondan sonra temizlenmiş olurlar. Bu sebeple onların nifas müddeti, bu kadar olmuş olur, bundan sonra yıkanır, namaz kılar, oruç tutarlar.

       (Nifasın en son sınırı İmam Malik'e göre yetmiş, İmam Şafiî'ye göre altmış gündür. Çoğunlukla kırk gündür.)

       El, ayak gibi uzuvları belirmiş olan bir çocuğun düşmesiyle nifas hali meydana gelir ve çoğunlukla on, on beş gün kadar devam eder. Fakat âzası henüz belirmemiş bir düşük ile nifas hali meydana gelmez. Bunun düşmesiyle görülen kan üç gün devam eder, evvelce de en az on beş gün temizlik hali devam etmiş bulunursa, bu bir hayız kanı olmuş olur, böyle olmazsa, istihaza (özür) sayılır.

       Hayız, nifas, istihaza (özür) halleri, kanın dışarıya çıkmasıyla malûm olur. Bu sebeple çocuk doğuran kadından faraza kan çıkmasa, İmameyn'e göre lohusa olmuş olmaz. Bu sebeple kendisine gusül lâzım gelmez. Oruçlu ise, orucu bozulmaz, kendisine yalnız abdest almak lâzım gelir. Fakat İmam-ı A'zam'a göre ihtiyaten gusül etmesi icap eder.

       Nifas müddeti içinde görülen temizlik de nifastan sayılır. Meselâ on gün kan gelip beş gün kesildikten sonra tekrar on gün kan gelecek olsa, bu yirmi beş günün hepsi de nifas müddeti sayılır.

       (Malikîler'e göre bu aradaki temizlik müddeti yarım ay devam ederse temizlik sayılır, bundan sonra gelen kan, hayızdır. Yarım aydan az devam ederse, hepsi de nifas sayılır.

       Şafiiler'e göre de bu temizlik günleri en az on beş gün devam ederse, temizlik sayılır, artık bu günlerden evvelki hal nifas hali, sonraki hal de bir hayız hali olmuş olur. Fakat bu temizlik on beş günden az devam ederse, hepsi nifas hali sayılır.

       Hanbelîler'e göre bu temizlik günleri mutlaka temizlik hali sayılır. Bu sebeple diğer temiz haldeki kadınlara vacip olan şeyler, bu nifas gören kadına da bu temizlik günlerinde vacip olur.)

       Bir kadın, tev'em = ikiz olarak iki çocuk doğurunca nifas müddeti birinci çocuğun doğduğu günden başlar, hesap edilir.

       (Malikîlere göre iki çocuk arasında altmış günden az bir müddet geçmiş ise, nifas müddeti birinci çocuktan başlar, bundan fazla bir müddet geçmiş ise, her çocuktan dolayı bir nifas müddeti başlar.

       Şafiîlere göre müddet, ikinci çocuğun doğmasından başlar, birinci çocuğun doğmasından sonra gelen kan ise, eğer adet zamanına rast gelmiş ise, hayız kanı olmuş olur, rast gelmemiş ise, bir illet kanı sayılır.)