İlmihal Kategorileri

Kabirler Ve Kabristanlar

KABİRLER VE KABRİSTANLAR

       Kabirleri ve kabristanları güzelce muhafaza etmek, temiz tutmak, ağaçlar ile süslemek hayatta olanlar için birer vazifedir.

       Kabirleri çiğneyip üzerlerinden geçmek mekruhtur. Böyle bir hareket, ölü hakkındaki hürmete aykırıdır, âdeta onların haklarına bir tecavüzdür. Bu sebeple bundan mümkün olduğu kadar sakınmalıdır. Fakat kabristana mahsus başka bir yol bulunmadığı takdirde Kur'an okumak veya tesbihte, duada bulunmak şartı ile kabirlerin aralarından, üzerlerinden yürüyüp gitmekte ve kabirlerin kenarlarında oturmakta bir sakınca olmadığı görüşünde olanlar vardır.

       Bir kabristan, ne kadar eski olursa olsun ve kendisine ne kadar ihtiyaç duyulmayacak bulunursa bulunsun, yine kabristan olarak korunması lâzım gelir. Böyle bir kabristanı satıp veya üzerine herhangi bir müessese kurup içinde bulunan ölü kemiklerini, topraklarını başka bir kabristana nakletmek caiz görülmemektedir.

       Ölülerin hakları da dirilerin hakları kadar, hatta ondan daha fazla korunma altına alınmalıdır. Bu haklara riayet edilmesi insanlık için yapılması gerekli bir vazifedir. Baba ve dedelerinin hukukuna riayet etmeyen bir nesil, kendi evlat ve torunlarından ne yüzle riayet bekleyebilir?

       Su basmakta olan veya gayrımüslim bir millet elinde kalan bir kabristanı başka yere nakletmek caiz görülmüştür. Böyle bir kabristanı mümkün mertebe muhafaza etmeye çalışmak lâzımdır.

       Bir cenaze kabrine konulup üzerine toprak atıldıktan sonra artık kabri açılmaz, kabrinden çıkarılamaz, bu caiz değildir. Çünkü artık ALLAH Teâlâ'ya teslim edilmiş, cemaatın ellerinden çıkmış olur. Ancak bir zaruret olursa, şöyle ki bir cenaze gasbedilmiş bir yere veya gasbedilmiş bir elbise ile defnedilse veya satın alınıp defnedildiği yeri şüf'a (komşuluk hakkı) yolu ile bir kimse mülk edinse, cenazenin çıkarılması caiz olur, çıkarılmadığı takdirde yer sahibi kabri düzelterek üzerine dilediğini ekebilir. Elbise sahibi de dilerse elbisenin kıymetini almakla yetinir.

       Aynı şekilde cemaattan birinin bir eşyası kabre düşmüş olsa, ölüye dokunmaksızın kabrin toprakları açılarak o eşya çıkarılabilir. Bunda bir sakınca yoktur. Çünkü o malın bir hürmeti = değeri vardır. "Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz, malları zayi etmeyi yasaklamıştır." (Buhari; Zekat:17; 2/518, Müslim; Akziye:5; No:593; 3/1341) Bir eşyanın boş yere kabirde kalması ise, muhterem bir malı zayi etmekten başka değildir.

       İşte bu hikmet sebebiyledir ki kabirlerin süslenmesi, kabirlerde mum, kandil yakılması da uygun görülmeyip israf sayılmaktadır. Ancak çevresindeki yolu aydınlatma maksadıyla olursa, o zaman uygun olur.

       İşte İslâm dininin mala verdiği kıymet, işte her harekette bir şuurun, bir faydanın bulunmasını isteyen bu ilâhi dindeki büyük hikmet!

       Kabirlerin yanında uyumak, çevrelerini kirletmek, yaş otlarını, ağaçlarını koparmak mekruhtur. Kabristandaki otlar, ağaçlar yaş bulundukça bir nevi hayata sahip demektirler. Bunlar, kendilerine mahsus bir dil ile Hak Tealâ'yı tesbih ederler, bu vesile ile orada yatan ölmüş iman sahiplerinin ALLAH'ın rahmetine nail olacakları umulur.

       Resul-ü Ekrem, (S.A.V) Efendimiz, bir kabristanda bulunan iki kabir sahibine azab edildiğini anlamışlar, mübarek ellerine aldıkları yapraksız, yaş bir hurma fidanını ikiye bölüp birini bir kabrin, diğerini de diğer kabrin başına dikmişler, "Umulur ki bunlar kuruyuncaya kadar bu kabir sahipleri hakkındaki azap hafifleşecektir." (Buhari; Vuzu:54; No:213; 1/88, Ebu Davud; Taharet:11; No:20 1/52, Nesai; Taharet: 27; No:31; 1/28) diye buyurmuşlardır. Bunun içindir ki, bazı yerlerde kabirlerin üzerlerine mersin ağacı dalları koymak âdet olmuştur. Fakat bu hususta asıl olan, yaş ağaçların dikilmesidir. Buhari şerif şarihi Aynî merhumun dediği gibi: "Kabirlerin üzerlerine sadece yaş, güzel kokulu çiçekleri, yeşillikleri koymak birşey değildir, sünnet olan ağaç dikmektir." Ağaçların sıhhî bakımdan da faydaları malûmdur.

       Gerçi kabirlerin üzerine birkaç parça gül, reyhan gibi yaş çiçekler de konulabilir. Fakat bu hususta israf edilmesi, boş yere solup gidecek geçici çiçeklere birçok paralar verilmesi uygun görülemez. Bilhassa başka milletleri taklit düşüncesiyle olursa, asla caiz olamaz.

       Kabirleri haftada bir gün, bilhassa cuma ve cumartesi günleri gidip ziyaret etmek erkekler için menduptur. Salih zatların kabirleri bereketlenmek için ziyaret edilir. Hatta uzak bir yerde bulunmuş olsa bile. Bu hususta yolculuğu tercih etmek menduptur.

       Yaşlı kadınlar da ibret almak, bereketlenmek için kabirleri ziyaret edebilirler, bunda bir sakınca yoktur. Ancak bir fitne korkusu bulunursa, o zaman ziyaret edemezler.

       Kabri ziyaret eden, ayakta kıbleye veya ölünün yüzüne karşı durarak dua etmeli,

"Es-selamü aleyküm dâre kavmin mü'minin. Ve innâ inşâALLAHü biküm lâhikûn. Es'elullahe li ve lekümü'l-afiyete."

"Esselâmü aleyküm, ey müminler yurdunun sakinleri! Bizler de inşaALLAH sizlere kavuşacağız, ALLAH Teâlâ'dan bizim ve sizin için afiyet, uhrevî korkulardan korunmak ve selamet dilerim." (Müslim, Cenaiz: 35; No: 974; 2/669)

demelidir. Nebiyyi zişan Efendimiz (S.A.V), Bekî' kabristanını ziyaret ederken böyle selâm verirlerdi.

       Kur'an okuyacak kimsenin kabir kenarında oturması (tercih edilen görüşe göre) mekruh değildir. Oturup Yasin sûre-i celilesini okumak da pek sevaptır, bu yüzden ALLAH Teâlâ'nın ölülerimize kolaylık vereceği, okuyana da ölüler sayısınca sevap ihsan buyuracağı İmam Ali'den ve Hazret-i Enes'den (RadıyALLAHü anhüma) rivayet olunmuştur. (Deylemi, Firdevs; No:6099; 4/32. İbni Mace: Cenaiz:4; No:1448;1/466, Ebu Davud: Cenaiz: 24; No:3121; 2/208. A.b.Hanbel; No:19803; 5/27. Tayalisi el-Müsned; No:973; 2/244. (Ebu Derda ve Ma'kil bin Yesar (R.A.) rivayetiyle))

       Kabirlerin üzerine oda veya kubbe gibi şeylerin yapılması ve yazı yazılması İmam Ebu Yusuf'a göre tahrimen mekruhtur. Umum halka vakfedilmiş olan veya ölüleri defin için terk edilip kimseye ait bulunmayan bir kabristanda ise, kabirler üzerine bina yapıp başkalarının definlerine yarayacak yerleri işgal etmek haramdır.

       Bununla beraber alimlerden, salih zatlardan ve büyük (seyyid, veli)lerden bulunan zatların kabirleri kaybolmamak için yanlarına taş konulmasında ve isimlerinin yazılmasında bir sakınca yoktur. Diğer ölülerin de yerleri kaybolup, zillete horluğa düşmemeleri için başları ucuna birer taş dikip isimlerinin yazılmasında bir sakınca görmeyenler vardır. Fakat hiçbir zaman bu taşlara âyet-i kerime yazmamalıdır. Daha sonra taşlar kırılarak yerlere düşmesi muhtemeldir.

       (Malikîler'e göre kabir üzerine Kur'an yazılması haram, ölünün adı ile ölüm tarihinin yazılması da mekruhtur. Şafiîler'e göre bunlara yazı yazmak mutlak olarak mekruhtur. Ancak bir âlimin, bir salih zatın kabri olursa, o halde adını ve kendisini tanıtacak vasfını yazmak menduptur. Hanbelîler'e göre de mezar taşlarının yazılması böyle ayırım olmaksızın mekruhtur.)

       Bir şahsı öldüğü ev içinde bir yere defnetmek mekruhtur. Çünkü böyle bir defin, peygamberlere mahsustur. Yeraltında mahzenler yapıp ölüleri oralara tabutlar ile koymak da bir çok mahzurlardan dolayı mekruh görülmüştür. Bu yerlere "Fuseka" denilir.

       Bir ölünün cesedi tamamen toprak kesilip kemikleri de kalmamış olmadıkça, kabri açılarak yerine başkası defnedilemez. Ancak başka bir yer bulunmamak gibi bir zaruret bulunursa, bu halde kemikleri toplanır, kendisi ile diğer defnedilecek ölü arasına bir engel olmak üzere toprak veya kerpiç doldurulur.

       Bir ölü, kabrine yanlış konulmuş olsa, meselâ Kıble'ye yönelik konulmamış bulunsa veya sol tarafına yatırılıp başı ayak tarafına gelmiş olsa, bundan dolayı kabri açılamaz. Çünkü cenazenin sağ tarafına yatırılarak kıbleye yönelik bulunması bir sünnettir, buna riayet edilmediğinden dolayı kabri açmak uygun olamaz.

       Bir zaruret bulunmadıkça iki üç cenazeyi bir kabre koymak caiz değildir. Zaruret halinde ise konulur, aralarında da bir engel olmak üzere toprak doldurulur. Uhut Şehidleri bu şekilde defnedilmişlerdi.

       Câbir ibn-i Abdullah (R.A.) demiştir ki: "Uhud gazasında ilk şehid olan zat, babam idi. Diğer bir şehid ile -Amr ibn-il Cumuh ile- beraber bir kabre defnedilmişlerdi. Babamı böyle başkası ile beraber bir kabirde bırakmaya gönlüm razı olmadı, altı ay sonra kabri açtım, babamı kulağından başka hemen hemen kabre koymuş olduğum gündeki gibi taptaze bir halde buldum, çıkardım, başka bir kabre yalnızca defnettim." (Buhari; Cenaiz:76; No:1287; 1/454. Ebu Davud; Cenaiz:79; No:3232; 2/237. Nesâi; Cenaiz:93; No:2021; 4/84)

       İslâm yurdunda bulunan gayrimüslimlerin kabirlerine de tecavüz olunamaz. Çünkü onlara hayatlarında eziyet verilmesi haram olduğu gibi öldükten sonra da kabirlerine tecavüz etmek, kemiklerini kırmak, yerlerini dümdüz etmek haramdır. İslam diyarında bulunmak bir ahittir, bir sözleşmedir, buna mutlaka riayet etmek icap eder. Fakat yeni fethedilen bir yerde ihtiyaç görülürse savaşa katılanlara ait kabirleri açmak, kemiklerini kaldırıp yerlerini başka bir şeye tahsis etmekte bir sakınca yoktur.