İlmihal Kategorileri

İnşikak-ı Kamer ve Miraç Mucizeleri

İNŞİKAK-I KAMER (AYIN İKİ PARÇAYA AYRILMASI) VE MİRAÇ MUCİZELERİ

Ayın iki parçaya ayrılması, peygamberliğin sekizinci senesinde meydana gelmişti. Şöyle ki müşriklerin bir kısmı mehtaplı bir gecede ayın ikiye ayrılıp sonra birleşmesini Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz'den istediler. Böyle bir mucize göstermedikçe iman edemeyeceklerini söylediler. Resulü Efham (S.A.V) Hazretleri de Hak Teâlâ’ya dua buyurdu. ALLAH’ü Azimüşşan’ın kudretiyle ay iki parçaya ayrıldı. Bir parçası Hira (şimdiki adı Nur) dağının bir tarafında, diğer parçası da öbür tarafında yüksekten göründü sonra birleşip evvelki halini aldı. Bu mucizeyi o gece yolcular da görmüşlerdi.

Mekke-i Mükerreme’ye gelince anlattılar. Ne yazık ki, müşrikler yine iman etmediler, bunu bir sihir sandılar. Halbuki ALLAH Teâlâ’nın kudreti her şeye kâfidir. Bir büyük Peygamber için bir mucize olmak üzere böyle bir şeyi meydana getirmesine ne mani vardır? Bir çok parlak yıldızların güneşten veya diğer yıldızlardan ayrılarak çevresinde birer küme oluşturdukları fen sahipleri iddia edip duruyorlar. Artık bu benzersiz şaheserleri yaratan, yaşatan Hallâk-ı Hakim Hazretleri, böyle bir mucizeyi yaratmaya (hâşâ) kadir değil midir? Ne yazık ki gafil, inkarcı insanlar, Hak Teâlâ’nın sonsuz kudretini sınırlamak istemiş oluyorlar da hiç haberleri olmuyor!. Doğrusu bu gibi tabiat mucizelerini inkâr etmeye imkân, başka bir şekilde yorumlamaya asla ihtiyaç yoktur. Yazıklar olsun bunun aksi düşüncelerde bulunanlara!...

Peygamberliğin onüçüncü senesinde de “Mi’rac” mucizesi olmuştur. Şöyle ki Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz’in Medine-i Münevvere’ye hicretlerinden sekiz ay evvel,1 Recep ayının yirmi yedinci gecesi idi ki Cibril-i Emin geldi, Burak adında bir binek getirdi, Peygamber (S.A.V) Efendimiz’i alıp Kudüs-ü şerif’teki Mescid-i Aksa'ya götürdü, oradan göklere çıkardı, Fahr-i kâinat Efendimiz (S.A.V) bir nice âlemler gördü, peygamberlerin bazıları ile görüştü, Sidretü’l-münteha denilen makama kadar vardı, ALLAH’ü Azimüşşan’ın nice nice ihsan ve ikramlarına mazhar oldu. Kendisine ve ümmetine beş vakit namaz farz kılındı ve yine o mübarek gecede hâne-i saadetine iade buyuruldu. Sabahleyin bu harikulade hâdiseyi insanlara haber verince müslümanlar, kendisini tebrik ettiler. Müşrikler ise, “böyle birşey olamaz” diye inkâra yeltendiler. O bilgisiz, düşüncesiz insanlar, hayvanlara, ağaçlara, taşlara tapıyorlardı. ALLAH Teâlâ’nın kudretini de bu taptıkları şeylerin kudretine, kuvvetine benzeterek böyle bir harikanın olmasını mümkün göremiyorlardı. Eğer bunlar bu kainatı yaratanın nasıl yüce bir yaratıcı olduğunu biraz bilselerdi, eğer O Hallak-ı Hakîm’in şu üstümüzdeki sonsuz fezada binlerce, milyonlarca büyük büyük küreleri tutup fevkalâde birer süratle hareket ettirmekte olduğunu düşünse idiler, böyle bir mucizeyi inkâra lüzum görmezlerdi. Zavallı insanlar!... Kendi yapacakları nakil vasıtalarıyla, uzay araçları ile Merih’e, Zühre’ye yükselip çıkabileceklerini düşündükleri halde, Mirac hâdisesinin sırf ALLAH'ın kudreti ile olmuş olacağını nasıl uzak görebilirler?

ALLAH Teâlâ şüphe yok ki her şeye kadirdir.