İlmihal Kategorileri

Hatem'ül Enbiya Peygamber SAV Efendimizin Dünyaya Teşrifleri ve Şerefli Nesepleri

25. HAZRET’İ MUHAMMED MUSTAFA ALEYHİ EKMELÜ’T-TEHAYA

(Selamların en mükemmeli onun üzerine olsun)

ALLAH’ımızın bütün insanlara son Peygamberi olan Hazreti Muhammed (S.A.V) Efendimiz, Arabistan’da Mekke-i Mükerreme şehrinde milâdın 571. yılında dünyayı şereflendirmiştir. Müslümanlığın ilk yayıldığı yer Arabistan’dır ki buraya “Ceziretü’l-arab = Arap yarımadası” da denir.

Ceziretü’l-arab, Asya kıtasının güney batısında büyük bir yarım adadır. Hicaz, Yemen, Umman, Hazremut, Necd arazisine ayrılır. İşte Mekke-i Mükerreme ile Medîne-i Münevvere şehirleri, mübarek araziden olan bu Hicaz bölgesindedir.

Arabistanda oturanlar ötedenberi Arab kabileleridir. Bunlar şu dört kısma ayrılmıştır:

1- “Arab-ı baide”: Bunlar, Arabistanın en eski ahalisidir. Ad ve Semud kavimleri bunlardandı. Bunların tarihleri meçhuldür, kendileri bitip gitmişlerdir.

2- “Arab-ı aribe = mütearribe”: Bunlar, Yemen’de hükümet kurmuş olan Kahtan’a mensupturlar. Kahtan’ın asıl dili Süryanî idi, bunun çocukları, Arab-ı baide’ye karıştığından işbu Arab-ı âribe türemiş, Arapça konuşmaya başlamıştır, Cürhüm kabilesi bunlardan idi. Bu Araplar da nesilleri kesilerek sönüp gitmişlerdir.

3- “Arab-ı müsta’ribe”: Bunlar, İsmail (A.S)a mensupturlar. Hz. İsmail’in çocukları Arab-ı aribe arasına karışmış olduğundan işbu Arab-ı müsta’ribe meydana gelmiştir. Hz. İsmail’in asıl dili İbranî iken cürhüm kabilesi arasında yaşamakla Arapça konuşmuş ve bu dili çocuklarına nakletmiştir.

Arab-ı müsta’ribe, birçok kabilelere ayrılmıştır. Peygamberimizin zamanında Arabistan’ın ahalisi de bu Arab-ı müsta’ribeden başka değildi. Bunların en seçkini kureyş kabilesidir.

4- “Arab-ı müsta’cime”: Bunlar, müslümanlığın doğuşundan sonra İslâmiyeti kabul edip Araplaşmış olan kavimlerdir. Suriye, Irak, Mısır, Mağrip (Kuzey Afrika) ahalisi bunlardandır. Bunlar da kendi dillerini, bırakarak Arapça konuşmaya başlamışlardır.

PEYGAMBERİMİZİN MÜBAREK NESEBLERİ

Resulü Ekrem (S.A.V) Efendimiz Kureyş kabilesinden ve Âli Haşim’den “Haşim ailesinden” gelmiştir. Muhterem babasının adı “Abdullah”, dedesinin adı “Abdülmüttalib” annesinin adı da “Âmine” dir.

Fahriâlem Efendimiz’in baba tarafından mübarek nesebleri şöyledir:

Hazreti Muhammed (S.A.V) ibn-i Abdillah, b. Abdilmuttalib, Ha-şim, Abdi Menaf, Kusay, Hakîm (Kilab), Mürre Keab, Lüey, Galib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinane, Huzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Nizar, Mead, Adnan. Adnan da İsmail (A.S)ın oğlu “Kıyzar”ın neslindendir. Adlarını yazdığımız bu zatlardan her birinin çocukları bir çok kabilelere ayrılmış, Malik’in oğlu Fihr’in çocuklarından da Kureyş kabilesi oluşmuştur.

Resülü Ekrem (S.A.V) Efendimiz’in annesi tarafından yüksek nesebleri de şu şekildedir: Hz. Muhammed (S.A.V) b. Amine, Binti Vehb, b. Abdi Menaf, b. Zühre, b. Hakîm (Kilab)... Demek ki Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in babası tarafından mübarek nesebiyle anası tarafından neseb-i şerifleri Mürre oğlu Hakim’de birleşiyor.

Peygamber Efendimiz (S.A.V)in dedesi ve zamanında Kureyş kabilesinin reisi bulunan Abdulmuttalib, Ka’be-i Muazzama’nın mütevellisi idi. Ebu Talib, Ebu Leheb, Haris, Zübeyr, Hamza, Abbas, Abdullah ve başka isimlerde on üç oğlu var idi. Fakat bunlardan en fazla Abdullah’ı severdi. Çünkü onda başka bir güzellik, başka bir nuraniyet vardı. Abdulmuttalib, bu sevgili oğluna Zühreoğulları reisi Vehb’in kızı olup Kureyş kızları içinde her yönüyle seçkin bulunan Hz. Amine’yi nikâhla aldı. İşte bu iki kıymetli insanın evlenmesinden de Peygamberi Zişan (S.A.V) Efendimiz dünyayı şereflendirdi.

Abdullah Hazretleri, Peygamber (S.A.V) Efendimiz’in doğmalarından iki ay evvel bir ticaret kafilesiyle Medine-i Münevvere’ye gidip, orada vefat etti ki, daha yirmi beş yaşında bulunuyordu. Bunun için Fahr-i Alem (S.A.V) Efendimiz yetim kalmıştı.