İlmihal Kategorileri

Bayram Namazları, Teravih Namazı, Hastaların Namazları

BAYRAM VE BAYRAM NAMAZLARI

       Bayram, bir ferah ve sevinç günü demektir. Arapçası "İyd"dir. Çoğulu "A'yad" gelir. Bayram tebriğine "Ta'yid", bayramlaşmaya da "Muayede" denir.

       Resul-ü Ekrem sallâllahü aleyhi ve sellem Efendimiz Medine-i Münevvere'yi teşrif edince ahalisinin senede iki bayram, eğlence, sevinç günleri olduğunu anlayıp "ALLAH Teâlâ size o iki bayram günlerine bedel onlardan daha hayırlı iki bayram günleri ihsan buyurmuştur." diye müjdelemiş, o günlerin "İyd-i fıtır" ile "İyd-i adha", yani Ramazan-ı şerif Bayramı ile Kurban Bayramı günleri olduğunu haber vermiştir. (Ebu Davud, Salat: 239; - Nesâi, İdeyn:1; - Hakim, el-Müstedrek: 1/294; A. b. Hanbel: 3/103, 178, 235, 250.)

       Bu günlere "iyd" denilmesi, bunların birer ferah ve sevinç günü olup, her yıl gelmeleri ile hayır bereket umulmasından veya bunlarda ALLAH Teâlâ'nın bir çok lütuf ve ihsanlarda bulunmasından dolayıdır. Ramazan Bayramı üç, Kurban Bayramı da dört gündür.

       Kendilerine Cuma namazı farz olan kimselere (Cuma namazının farz olma ve eda şartları dairesinde) Ramazan ve Kurban Bayramı namazları vaciptir. Yalnız bayram namazlarında hutbeler, vacip olmak üzere şart değildir. Bilakis bu namazlardan sonra hutbe okunması bir sünnet-i seniyyedir.

       Bayram namazlarının ilk vakti işrak zamanıdır. Yani güneşin görünüşe göre ufuktan bir rumh = mızrak (normal bir mızrak -süngü, 12 karış, yaklaşık 2.7 m. uzunluğundadır) veya iki mızrak boyu kadar yükselip kerahet zamanı çıktığı andır ki, bu andan itibaren istiva veya zeval (öğle) vaktine kadar kılınması caizdir. 

       Bayram namazları, ikişer rekattır. Cemaatle aşikare okuyuşla kılınır. Ezan ve ikamet bulunmaksızın imam, iki rekat Ramazan veya Kurban Bayramı namazına, cemaat da böyle iki rekat bayram namazına ve imama uymaya niyet eder. "ALLAHü Ekber" diye iftitah tekbiri alınır. Eller bağlanır, hep birlikte gizlice "Sübhanekellahümme" okunur, sonra imam aşikare, cemaat da gizlice "ALLAH’ü Ekber" diye üç defa tekbir alırlar, her tekbirde eller yukarıya kaldırılıp daha sonra yanlara salıverilir ve her tekbir arasında üç tesbih miktarı durulur. Üçüncü tekbiri müteakip yine eller bağlanır, imam gizlice "Euzü" ve "Besmele"den sonra aşikare Fatiha’yı şerife ile bir miktar daha Kur'an-ı Kerim'den okur, aşikare "ALLAH’ü Ekber" diyerek (bilindiği gibi) rükûya, secdelere gider, cemaat da gizlice tekbir alarak imama uyar. Sonra tekbir alınarak ikinci rekata kalkılır, imam gizlice besmele-i şerife'den sonra yine aşikare Fatiha’yı şerife ile bir miktar daha Kur'an okur, tekrar üç defa eller kaldırılarak birinci rekatta olduğu gibi tekbir alınır, daha sonra yine imam aşikare, cemaat da gizlice "ALLAH’ü Ekber" diye tekbir alarak rükûya, secdelere varılır, sonra da oturulup "Ettehiyyatü", "ALLAH'ümme salli ve barik" ve "Rabbena âtina..." duası gizlice okunarak iki tarafa selâm ile namaza son verilir.

       Bu halde bayram namazlarının her rekatında üç zait tekbir bulunmuş olur ki bunlar da vaciptir.

       (Hanbeli mezhebine göre birinci rekatta altı, ikinci rekatta beş tekbir alınır ve her iki rekatta tekbirler, kıraatten önce olur. İmam Malik ile İmam Şafiî'ye göre de birinci rekatta yedi, ikinci rekatta beş tekbir alınır ve tekbirler her iki rekatta da kıraatten önce yapılır.)

       Hatip, bayram namazını müteakip minbere çıkar, oturmaksızın hutbeye başlar. Cumada olduğu gibi iki hutbe okur, şu kadar var ki, bu bayram hutbelerine tekbir ile başlanır, cemaat da bu tekbirlere hafifçe iştirak eder. Hatip Ramazan Bayramı hutbesinde cemaate fıtır sadakasına ve Kurban Bayramı hutbesinde de kurban ile teşrik tekbirlerine dair malûmat verir.

       Cuma hutbelerinde sünnet olanlar, bayram hutbelerinde de sünnettir. Mekruh olanlar da mekruhtur. Bu bayram hutbelerinin namazdan evvel okunması da caiz olmakla beraber mekruh bulunmuştur.

       İmam, birinci rekatta bayram tekbirlerini unutup da Fatihayı kısmen veya tamamen okuduktan sonra hatırlarsa tekbirleri alır. Fatihayı yeniden okur. Fakat Fatiha ile bir miktar daha Kur'an okuduktan sonra hatırlarsa tekbirleri alır, kıraatı iade etmez.

       Bayram namazında birinci rekatın rükûsuna varmış olan imama uyan kimse, bu rükûya yetişeceğini zannederse hem iftitah tekbirini, hem de kendi mezhebine göre bayram tekbirlerini ayakta alarak daha sonra rükûya varır, rûkûnun kaçırılmasından korktuğu takdirde ise iftitah tekbirini müteakip rükûya varır, bayram tekbirlerini rükûda alır, bu tekbirleri alırken ellerini kaldırmaz, imam kıyama kalkınca kendisi de kalkar, hatta tekbirleri bitirmiş olmasa bile. İmam ile alacağı tekbirlerde imama uyar, kendi mezhebine uygun olmasa da fazla ve noksan tekbir almaz. Ancak imamın aldığı tekbirler, Sahabe-î Kiram'dan rivayet edilen miktarı aşarsa, o halde imama uymak lâzım gelmez.

       Bayram namazının ikinci rekatına yetişen kimse, birinci rekatı kılmaya kalkınca evvelâ gizlice Besmele-i şerife'yi ve Fatiha’yı şerife ile ekleyeceği ayet-i kerimeleri okur, sonra yine gizlice tekbirleri alır, namazını tamamlar. Zahirürrivaye böyledir. Bununla beraber bu gibi mesbuk (imama birinci rekattan sonra uymuş) olanlar, kendi kendilerine alacakları tekbirlerin adedinde imama uymaz, bilakis kendi mezheplerine göre alırlar.

       Bayram namazına hiç yetişmeyen kimse ise kendi başına bayram namazı kılamaz. Dilerse dört rekat nafile namazı kılar. Bu bir kuşluk namazı yerine geçer, büyük sevaba vesile olur.

       (Şafiilerce bayram namazları sünneti müekkededir. Bir görüşe göre de farzı kifayedir, İslâm'ın şiarından sayılır. Cemaatle kılınması daha faziletlidir, tek başına da hutbesiz kılınabilir. Bu sebeple bunu seferi olan kimseler de, kadınlar da tek başlarına kılabilirler. Güneşin doğuşundan zeval (öğle) vaktine kadar kılınabilir.

       Bayram namazları Malikiler'e göre de sünneti müekkede ve bir görüşe göre de farzı kifayedir. Hanbelî mezhebine göre de farzı kifayedir, imam ile kılmaya muvaffak olamayanın bunu kaza etmesi sünnettir.)

       Kurban bayramı namazını ilk vaktinde kılmak, Ramazan bayram namazını da biraz tehir etmek müstehaptır. Bayram namazı, cenaze namazından, cenaze namazı da bayram hutbesinden önce kılınır.

       Bayram namazları, bir şehirde umumî bir musallada (namazgahta) kılınabileceği gibi birden fazla camilerde de kılınabilir.

       Bayram günlerinde erken kalkmak, yıkanmak, misvak kullanmak, gülyağı gibi temiz, güzel kokulu şeyler sürünmek, giyinmesi mübah elbiseleri herkesin haline göre en güzelini giymesi, Hak Teâlâ'nın nimetlerine şükür için ferah ve sevinç göstermek, rastgelecek din kardeşlerine karşı güler yüzlü bulunmak, mümkün mertebe fazla sadaka vermek, bayram gecelerini ibadetle ihya etmek müstahap olup, güzel görülmüştür.

       Ramazan bayramında bayram namazından evvel hurma gibi tatlı bir şey yenilmesi, Kurban bayramında ise namaz kılınmadıkça bir şey yenilmemesi müstahaptır. En sahih olan görüşe göre bu hususta kurban kesecek kimse ile kesmeyecek kimse müsavidir. Kurban kesecek kimsenin keseceği kurban etiyle yemeğe başlaması daha uygundur. Bununla beraber namazdan evvel bir şey yenilmesi de mekruh değildir.

       Kurban kesecek kimse, tırnaklarını ve başının saçlarını kesmeyi tehir eder. Bu menduptur. Fakat bu tehir mekruh olacak bir müddetle olmamalıdır. Bu müddetin en son sınırı ise kırk gündür.

       Daha faziletli olan haftada bir kere tırnakları, bıyıkların fazla kısmını kesmek, fazla tüyleri gidermek, yıkanmak suretiyle bedenin temizliğine bakmaktır. Hiç olmazsa bunlar on beş günde bir yapılmalıdır, kırk günden fazla terkedilmesi ise mazur görülemez.

       Bayram günü cami-i şerife bir sükûn ve vakar ile gidilir, namaza giderken Ramazan bayramında gizlice, Kurban bayramında da açıkça tekbir alınması, namazdan sonra da mümkün ise başka bir yoldan ikametgâha dönülmesi menduptur.

       Kurban Bayramının birinci gününe "yevmü'n-nahr" diğer üç gününe de "eyyam-ı teşrik" denir. Bu bayramdan evvelki gün ise "yevm-i arefe"dir ki, Zilhiccenin dokuzuncu günüdür. Ramazan-ı şerif Bayramında arefe yoktur.

       Arefe gününün sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar yirmi üç farz vakit namazını müteakip bir defa:

"ALLAH'ü Ekber, ALLAH'ü Ekber, lâilâhe illâllâhü vellâhü ekber, ALLAH'ü ekber velillâhil hamd"

diye tekbir alınır ki, buna da "teşrik tekbiri" denilir. Memleketimizde bunun tercümesi bir aralık şu şekilde okunmuştur: "Tanrı uludur, Tanrı uludur, Tanrıdan başka tanrı yoktur. Tanrı uludur, tanrı uludur, hamd ona mahsustur."

       Tekbirlerin bu miktar okunması İmameyn'in görüşüdür, uygulama da bu şekildedir. İmam-ı A'zam'a göre bu tekbirler, arefe gününün sabahından ertesi günün ikindisine kadar olan sekiz vakit farz namazını müteakip alınır.

       Teşrik tekbirleri, fıkıh alimlerinin bir çoğuna göre vâcibdir. Sünnet diyenler de vardır. İmameyn'e göre farz namazlarını kılmakla her mükellef olan kimse için bu tekbirler vâcibdir. Bu hususda tek başına namaz kılanla imama uyan, seferi ile mukim olan, köylü ile şehirli, erkek ile kadın müsavidir. İmam-ı A'zam'a göre ise bu tekbirlerin vacib olması için mukim olmak, hür ve erkek olmak ve namazın müstehap şekilde cemaatle kılınan bir farz namaz olması şarttır. Bu sebeple seferi olanlara, kölelere, kadınlara ve tek başına namaz kılan kimselere vacib değildir. Ancak bunlar, üzerlerine teşrik tekbiri vacib olup cemaatle farz namazları kılan kimselere uyarlarsa, o zaman vacib olur. Cuma, Bayram namazı kılınmayan köylerdeki kimselere de vacip olmaz. Ve Cuma günü öğle namazını kendi aralarında cemaatle kılan özürlü kimselere de vacib olmaz. Kadınların kendi aralarında cemaatle namaz kılmaları da müstehab şekliyle olan cemaatten sayılmaz.

       Bir senenin teşrik günlerinden birinde terk edilen bir namaz, yine o senenin teşrik günlerinden birinde kaza edilse sonunda teşrik tekbiri alınır. Fakat başka günlerde veya başka senenin teşrik günlerinden birinde kaza edilecek olsa, teşrik tekbiri alınmaz.

       Bir namazda sehiv secdeleriyle teşrik tekbiri ve telbiye toplanacak olsa, evvela sehiv secdeleri yapılır, sonra tekbir alınır, sonra da telbiyede bulunulur. Şayet telbiye evvel yapılırsa, sehiv secdeleri ve teşrik tekbiri düşer. 

       Arefe günü insanların bir yerde toplanarak Arafat'ta bulunan hacıları taklit edercesine bir vaziyet almaları, bir esasa dayanmamaktadır, hatta bunu mekruh görenler de vardır.

       Bayram günlerinde müslümanların birbirini tebrik etmesi, birbiriyle musafaha yapması, biribirine "Gaferallâhü lena veleküm" yani "ALLAH Tealâ bizi de sizi de mağfiretine nail buyursun", veya "Tekabbelellâhü Teâlâ minna ve minküm" yani “ALLAH Teâlâ bizden ve sizden kabul buyursun.” gibi bir şekilde duada bulunması da mendubdur .

TERAVİH NAMAZI

       Teravih namazı, Ramazan-ı şerife mahsus, yirmi rekattan ibaret olup bir sünneti müekkededir. Bu namazı Resul-ü Ekrem (S.A.V) Efendimiz ile Hülefa-i Raşidin (R.Anhüm) devamlı kılmışlardı. Bu namazın cemaatle kılınması da bir sünneti kifayedir. Bu sebeple bütün bir mahalle halkı cemaatle kılmayı bırakıp evlerinde kılacak olsalar, sünneti terk ile günahkâr olmuş olurlar.

       Teravih namazının her dört rekatı sonunda, bir miktar oturularak istirahat edildiği için, bu dört rekata, bir "Terviha" denilmiştir. Bir teravih namazında beş terviha vardır. Bu tabir "Tervih" kelimesinden bina-i merre'dir. Tervih ise insanın kendisini rahatlandırması manasınadır. Çoğulu "teravih"tir.

       Mescitlerde teravih namazı cemaatle kılındığı halde, bir özrü olmaksızın cemaatı terk ederek bu namazı evinde kılan kimse, günahkâr olmazsa da fazileti terketmiş olur. Hattâ evinde cemaatle kılsa cemaat sevabına nail olursa da, mescitteki cemaatın faziletine nail olamaz. Çünkü mescitlerin fazileti daha fazladır.

       Teravih namazını kılacak kimsenin teravihe veya vaktin sünnetine veya gece namazına niyet etmesi ihtiyata daha uygundur. Sadece namaz kılmaya veya nafile namaza niyet edilmesi de birçok fıkıh alimlerine göre caizdir.

       Teravih namazını her iki rekatta bir selâm vermek suretiyle on selâm ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekatta bir, selâm da verilebilir. Sekizde, onda hatta yirmide bir selâm vermek suretiyle kılmak da caizdir. Fakat bu, mekruh olmaktan uzak görülmemektedir.

       Teravih namazı, iki rekatta bir selâm verildiği zaman tam akşam namazının iki rekat sünneti gibi, dört rekatta bir selâm verildiği takdirde de tam yatsı namazının dört rekat sünneti gibi kılınır. Cemaatle kılındığı zaman, cemaat hem teravihe hem de imama uymaya niyet eder, imam da tekbirleri tesmi'leri, kıraatleri aşikare yapar.

       İmam için teravih namazının her iki rekatında eşit derecede kıraatta bulunmak ve selamları da eşit kısımlara ayırıp meselâ iki veya dört rekatta bir selâm vermek daha faziletlidir. Çünkü böyle yapılması, ruhu düşünceden kurtarır.

       Teravih’in her rekatında on âyet okunması müstehaptır. Çünkü bu şekilde devam edilirse bir Ramazan'da bir hatim yapılmış olabilir. Böyle bir defa hatim ile teravih namazı kılınması ise bir sünnettir. Bazı alimlere göre bu hatmin yirmi yedinci geceye, yani Kadir gecesine tesadüf ettirilmesi müstehabdır .

       Teravih namazını kıldıracak şahsın güzel sesli olmasından çok, doğru okuyucu olmasına özen gösterilmelidir. Güzel ses, kalbi meşgul ederek tefekküre, huşuya mani olabilir. Kıraatında tecvid veya okuma hatası bulunan bir imamın mescidini bırakarak dürüst okuyan bir imamın bulunduğu mescide gidilmesinde bir sakınca yoktur.

       İmamın teravihte cemaatı nefret ettirecek miktarda kıraatte bulunması, uygun değildir. Şu kadar var ki, Fatiha’yı şerife'den sonra okunacak âyetler bir sûreden veya üç kısa âyet miktarından noksan olmamalıdır. Ka'delerde teşehhüdden sonra ALLAHümme salli… ve barik… de terk edilmemelidir.

       Teravih namazını özürsüz yere oturarak kılmak veya uykunun bastırmış olduğu bir halde kılmak mekruhtur. İmamın rükûya varmasına kadar oturup uymayı tehire bırakmak da mekruhdur.

       Teravih namazının bir miktarı kılındıktan sonra imama uyan kimse, teravih bitince kendisi noksan kalan rekatları tamamlar, sonra da vitir namazını kendi başına kılar. Daha iyi olan budur. Bununla beraber imam ile vitri kılıp sonra teravihi tamamlaması da caiz görülmüştür.

       Yatsı namazında cemaatı terk etmiş olan kimse, teravih ve vitir namazlarında imama uyabilir. Bu sebeple bir kimse, imam yatsı namazını kıldırıp teravihe başlamış olduğu esnada mescide gelse evvelâ yatsı namazını kendi başına kılar, sonra teravih için imama uyar, eksik kalan rekatları da yine kendi başına kılar. Aynı şekilde teravihi imam ile kılmayan, vitri imam ile kılabilir. Sahih olan görüş böyledir. Fakat imam da cemaat da yatsı namazını cemaatle kılmamış olurlarsa yalnız teravih namazını cemaatle kılamazlar. Çünkü teravihin cemaatı, farzın cemaatına tâbidir. Teravihin müstakil bir cemaatle kılınması, nafileler hakkındaki şer'i hükme uygun düşmez.

       İmam, teravih namazının, mesela ilk bir rekatını müteakip yanılarak oturup selâm verdikten sonra yeniden iki rekat kılmadan geri kalan rekatlarını usulü dairesinde kıldıracak olsa, bir görüşe göre namazı caiz olup yalnız o ilk iki rekatı kaza eder. Diğer bir görüşe göre geri kalan namazları da caiz olmaz, hepsini kaza etmesi lâzım gelir. Çünkü teravih, bir namazdır, yapılan teşehhüdler, selâmlar yerinde vaki olmamış olur.

       Teravih, vaktin sünnetidir, yoksa orucun sünneti değildir. Bu sebeple hasta veya seferi kimse gibi o anda oruç tutmakla mükellef olmayanlar için de Teravih namazını kılmak sünnettir. Akşam üstü hayızdan veya nifasdan kurtulan bir müslüman kadın veya müslüman olan bir kimse hakkında da o gece Teravih namazını kılmak sünnettir. 

HASTALARIN NAMAZLARI

       Hastalık, bedenin, tabii halini, kuvvetini kaybetmesinden meydana gelen bir acizlik halidir. Hastaya "mariz", hastalığa da "maraz" denir. Mariz'in çoğulu "merza", maraz'ın çoğulu da "emraz"dır. Hastalar da akılları başlarında bulundukça bir takım şer'î vazifelerle mükellefdirler. Bununla beraber şer'i şerif, onların hakkında birçok kolaylıklar göstermiştir. Namaz hakkında, aşağıdaki meselelerde görülen kolaylıklar da bu kısımdandır.

       Bir hasta takatine göre namaz kılmakla mükellef olur. Meselâ ayakta durmaya asla gücü yetmeyen veya ayakta durması hastalığının uzamasına veya artmasına sebep olacağı anlaşılan bir hasta, oturarak namazını kılar, oturmaya da gücü yetmezse gücüne göre yanı üzerine veya arkası üstüne yatarak îma ile namazını kılabilir.

       İma ki, namazda rukûya ve secdeye işaret olmak üzere başı eğmektir. Bu, ayakta yapılabileceği gibi oturarak da yapılabilir. Bununla beraber bir şeye dayanarak ayakta yapılması mümkün olan bir îma, yatarak yapılamaz, bu caiz değildir.

       Îma ile de namaz kılmaya gücü yetmeyen bir hasta bir gün ve bir gecelik ve daha fazla olan namazları sonraya bırakır, sonra iyi olunca bunları kaza etmesi lâzım gelir. Diğer bir rivayete göre bir gün ve bir geceden fazla olan namazları büsbütün düşer. Hatta aklı başında olsa bile.

       Hastalığı sebebi ile oturduğu halde veya ima ile namaz kılabilen kimse, bu hastalığı esnasında kılamamış olduğu namazları sıhhat bulduktan sonra kaza edince oturduğu halde veya îma ile kılamaz. Çünkü özür ortadan kalkmıştır. Fakat sıhhat zamanında kazaya bırakmış olduğu namazlarını böyle hastalığı esnasında kaza edecek olsa, oturduğu halde veya îma ile kaza edebilir. Zira gücüne göre mükellef olur, gücünün yetmediği bir şey kendisinden istenilemez.