İlmihal Kategorileri

Alışverişin Çeşitleri ve Kazanç Miktarı, İhtikarın Mahiyyeti ve Hükmü

ALIŞ VERİŞİN NEVİLERİ VE KAZANÇ MİKTARI

       Bey' = Satış muamelesi, “Malı mala değişmek” demektir. Bir kimse, elindeki bir malını aza-çoğa satabilir mi?. Bu mesele etraflıca açıklanmaya muhtaçtır. Şöyle ki, satış muamelesi başlıca şu dört kısma ayrılır:

       1- Bir malı sermayesine = kaça mâl olmuş ise, ona satmaktır. Buna, “Tevliye” denir. Bu, caizdir. Bir satıcı, bazen elindeki bir malını hiç kâr gözetmeksizin aldığı fiyata satar. Bu, kendi hakkıdır. Ancak bu hususta riayet edilecek şey, sermaye miktarını doğru söylemektir. Aksi takdirde satıcı ALLAH katında mesul olur. Alıcı da alış muamelesini dilerse bozdurur, dilerse fazla bedeli geri alabilir.

       2- Bir malı sermayesinden noksana satmaktır. Buna da “Vazi'a” denir. Bu hususta da sermayeyi doğru söylemek lazımdır. Fakat burada alıcıya düşen ahlâki bir vazife vardır. Şöyle ki, eğer fakir bir kimse, bir zaruret dolayısıyla bir malını böyle noksanına satıyorsa, onun zararına meydan vermemeli, o malı mümkün olduğu kadar değeriyle satın almalıdır. Bu, bir yardımlaşma, bir sadaka mahiyetinde olmuş olur.

       3- Bir malı, sermayesini ve lüzumlu masraflarını söyleyerek onlardan bir miktar fazlasıyla satmaktır. Buna da “Murabaha” denilir. Sermayenin ve zarurî masrafların yekûnunu tam bir sıhhat üzere tayin eden bir tüccar, elindeki bir malı az çok bir kâr ile satabilir. Bu, caizdir. Şu kadar var ki alıcının o mala olan ihtiyacından istifadeye kalkışmamalı, insaf dairesini aşmamalıdır. Aksi takdirde böyle bir muamele, mekruh olmaktan, uhrevî mesuliyetten uzak olmaz.

       4- Bir malı sermayesini söylemeksizin az çok bedel karşılığında satmaktadır. Buna da “Müsaveme” denilir. Böyle bir satış da caizdir. Hattâ yalan söylemek ve sermayenin miktarını tayin hususunda hataya düşmek tehlikesinden salim olduğu için daha güzel görülmüştür. Şu kadar var ki, satıcı, alıcıyı aldatır, onun piyasayı bilmediğinden istifade ederek o malın başka bir yerde bulunmadığını ve pek kıymetli olduğunu söyleyerek onu “Gabn-ı fahiş” ile satarsa, bu hareketi helâl olmaz, kendisi ALLAH katında mesul olur, alıcı da böyle bir “tağrir” den = aldatıştan dolayı o malı geri verebilir.

       Gabn-ı fahiş: Eşya ve ticaret malları gibi bir şeyi kıymetinden yüzde yirmi, ve bir hayvanı yüzde on, gelir getiren bir mülkü de yüzde beş fazlasıyla veya daha fazlasıyla satmak suretiyle gerçekleşir. Fakat tağrir = aldatış bulunmayınca böyle bir muamele zorla bozulamaz.

İHTİKÂRIN MAHİYYETİ VE HÜKÜMLERİ

       İhtikâr, lügatta: “Bir şeyi azalıp kıymetlensin diye saklamak” manasındadır. Istılahta: “İnsanların ve ehli hayvanların yiyeceklerine, içeceklerine ait şeyleri ahâlisine zarar verecek bir beldede satın alıp kıymetleri yükselsin diye kırk gün kadar bekletmektir.” Böyle yapan kimseye de “Muhtekir” denir.

       İhtikârın kırk gün ile kayıtlanması, dünyaca yapılacak ceza itibarıyladır, yoksa ihtikâra bir gün bile meydan veren kimse, günahkâr olup ahiret azabına müstehak olur.

       Bir beldeye dışardan gelecek şeyleri beldeye getirilerek serbest satılmasına meydan vermeyip, belde dışında karşılayarak satın almak da bir nevi ihtikârdır.

       İhtikâr, İmam-ı A'zam'a göre (tarifinden de anlaşıldığı üzere) yalnız yenilecek ve içilecek maddelerde olur. Fakat İmam Muhammed'e göre elbiselik mallarda da olur. İmam Ebu Yusuf'a göre ise, topluma zarar veren herhangi bir maddede olabilir. Altın, gümüş, demir ve benzerleri gibi.

       İhtikârın hükümlerine gelince topluma zarar veren bir ihtikâr, tahrimen mekruhtur, ALLAH Teâlâ katında mesuliyeti gerektirir.

       İhtikârın sonu iflâstır. Muhtekir, kendi alçak menfaati için toplumu zarara, sıkıntıya sokuyor, neticede toplumun hayatına kastetmiş oluyor. Bu yüzden veliyyülemir veya yetkili olan hakim, muhtekirin şahsî ve ailevî ihtiyaçlarını karşılayacak miktardan fazla olan ihtikâr mallarını satmasına hükmedebilir. Şayet satmaz da muhalefette bulunursa, münasip göreceği şekilde cezalandırır ve o malları, o muhtekir adına satabilir.

       İhtikâr yapıldığında veliyyülemr, eşyaya kıymet takdir edebilir. Şöyle ki, veliyyülemir veya yetkili olan hâkim, ticaret mallarına bir zaruret görülmedikçe kıymet takdir edemez. Bu durumda “tes'ir = narh (fiyat) belirlemek” mekruhtur. Çünkü ticaretin gelişmesine engel olabilir. Bir hadîs-i şerifte:

“Fiyat koyucu ancak nimetleri azçok veren ve rızıklandırıcı olan ALLAH Teâlâdır” (Ebu Davud; Buyu:51; No:3451; 2/293, Tirmizi; Buyu:43; No:1314; 3/605, İbn-i Mace; Ticarât:27; No:2200; 2/741)

buyurulmuştur.

       Fakat bu malların sahipleri haddi aşar, bunları fahiş bir fiyatla, yani en az iki kat fiyatla satmaya başlarsa, veliyyülemir veya hâkim, bilir kişi ile istişare ederek kıymetleri takdir ve tayin edebilir. Bunda bir sakınca yoktur. Hattâ İmam Malik'e göre kıtlık yıllarında fiyatları tesbit etmek, vali bulunan zat üzerine bir vazife olur, hatta fiyatlarda fahiş bir fazlalık bulunmasa bile.

       Bir kimse, kendi arazisinin mahsullerini bekletmekle muhtekir sayılmaz. Çünkü bu, kendisine ait bir hakdır, buna toplumun hakları alakalı olmaz. Bir kimse, kendi arazisini ekmeyebilir. Bu sebeple mahsullerini de satmayabilir. Şu kadar var ki pahalılık ve kıtlık zamanını beklediğinden dolayı günaha girer. Zira müslümaların hakkında fena bir niyette bulunmuş olur.

       Başka bir beldeden kendi beldesine getirtmiş olduğu bir malı bekleten kimse, İmam-ı A'zam'a göre muhtekir sayılmaz. Çünkü toplumun hakkı, bulundukları beldeden ve o belde etrafından toplanılan mallarla alakalı olur. Bununla beraber bu getirtilen malları satmak müstehaptır. Bunları bekletmek mekruh olmaktan uzak olamaz.

       İmam Ebu Yusuf'a göre bu kimse de muhtekir sayılır, hakkında muhtekir muamelesi uygulanır.

       İmam Muhammed'e göre ise, âdet üzere dışarıdan getirtilen maddeleri bekletmek mekruhtur. Fakat âdete aykırı olarak pek uzak yerlerden getirtilen maddeleri bekletmek mekruh değildir. Çünkü bunlara toplumun hakkı alakalı olmaz.

       Kısacası ihtikârda hayır yoktur. Bu şefkat ve merhamet duygularına mâni, insanlığın hayırseverlik hususiyetine aykırı olduğundan bundan kaçınmalıdır.